Slider

UYDURULAN DİN VE KURANDAKİ DİN

KURANDAKİ DİN

UYDURULAN DİN

FAİZ VE KÖLECİ BANKALAR

ŞİRK AFFEDİLMEZ !

KALK VE UYAR

EVSİZLERE YARDIM

» » 12/40 : Bazı Önemli Hadis Uydurucuları


bit.ly/bazi-onemli-hadis-uyduruculari

Peygamberimiz’in sözleri, eğer Kuran-ı Kerim gibi dinin temel bir kaynağı olsaydı; Peygamberimiz, kendinden sonrakilere ulaşması için sahabeden bunların hem yazılmasını, hem ezberlenmesini isterdi. Peygamberimiz’in bunu istemek bir yana, hadislerin yazımını yasakladığını daha önceki bölümlerde gördük. Eğer Peygamberimiz bunların ezberlenmesini isteseydi, sahabenin Peygamber’e en yakın olanlarının; Ebu Bekir’in, Ömer’in, Osman’ın, Ali’nin, Zübeyr’in, Zeyd bin Sabit’in, Selman el Farisi’nin onbinlerce hadis nakletmesi beklenirdi. Oysa bu sahabelerin naklettiği iddia edilen sözler çok azdır. Örneğin birazdan göreceğimiz Ebu Hureyre’nin naklettiği iddia edilen hadislerin dörtte biri kadarı bile dört büyük halife ve diğer önemli sahabelerin hepsinin toplamına birden atfedilmez. İşte bu Ebu Hureyre’yi ve İsrailiyat adındaki Musevi hikayelerini ve Mesihhiyat adındaki Hıristiyan hikayelerini dine sokan bazı kişileri bu bölümde inceleyeceğiz. Bunu yaparken, çok fazla miktarda hadis nakleden bu kişilerin binlerce hadisinin hiçbirinin güvenilir olmadığını da anlayacağız. Ayrıca hadisçilerin, hadisleri toplarken, hadis naklettikleri kişileri söyledikleri kadar iyi incelemediklerini bu bağlamda anlayıp, böylece hadisçilerin çalışmalarının tamamının güvenilmez ve şüpheli olduğunu da kavrayacağız. 4. Bölümde hadisleri incelerken, Müslüman olup Peygamber’i gören herkese “sahabe” denildiğini ve her sahabenin kesin adil ve doğru sözlü kabul edilip, sahabelerden her hadisin nakledildiğini gördük. (“Sahabe” kelimesinin bu tanımı benimsenerek yaygınlık kazanmıştır. “Sahabe” kelimesini, sadece Peygamberimiz’in yakın çevresi için kullananlar da olmuştur.) Oysa Kuran, Peygamber’in döneminde birçok münafığın inanmadığı halde kendini inanmış gibi gösterdiğini, birçok zayıf inançlı, inancı oturmamış kişinin, inandıklarını söylemelerine rağmen Peygamber’e zorluklar çıkardıklarını haber vermektedir. Ne yazık ki yüzlerce Kuran ayetiyle çelişen, dine binlerce ilave yapan hadisçiler, bu ayetlerin manasını görmezden gelerek tüm sahabeyi tartışılmaz ilan etmişler, hangi sahabeye uyulursa uyulsun kurtuluşun bulunacağını söylemişlerdir. On iki İmamın masum ilan edilmesinde Şiiler’in hatasını çok iyi tespit eden Sunniler; ne yazık ki bütün bir nesli, hem de Kuran’ın birçok ayetiyle eleştirdiği kişilerin ve hatta münafıkların da içinde bulunduğu belirtilen bir nesli, toptan tartışılmaz ilan ederek, Şiiler’den daha büyük bir hataya düşmüşlerdir. Gelin “sahabe” etiketi verildiği için her sözüne itibar edilmiş olan ve mevcut binlerce hadisi olan Ebu Hureyre’yi inceleyelim ve bu zihniyetin bizi nereye, nasıl götürdüğünü anlayalım.






EBU HUREYRE’YE GÜVENİLMEZSE TÜM HADİS KİTAPLARI GÜVENİLMEZ OLUR


Ebu Hureyre’nin Müslüman olmadan önceki hayatı hakkında kendi anlattıklarından başka bir şey bilinmemektedir. Müslüman olduktan sonra fakirliğinden dolayı Ashabı Suffe’den olduğu kaynaklarda aktarılmaktadır. Müslim’in Fezailus Sahabe’deki 159. bölümünde, Ebu Hureyre’nin sırf karın tokluğuna Peygamber’le beraber olduğu anlatılır. İbn Hazm, sırf Baki bin Mahled’in müsnedinde Ebu Hureyre’ye ait 5374 hadis olduğunu söyler. Buhari bunlardan 446’sını kitabına almıştır.

Ebu Hureyre’nin anlattıklarından, en çok korktuğu kişinin Hz. Ömer olduğunu görüyoruz. Hadis kitaplarında, Hz. Ömer’in Ebu Hureyre’yi, hadis naklinden dolayı tehdit ettiği ve tartakladığı anlatılır. Ebu Hureyre:
Size naklettiğim şu hadisleri Ömer zamanında anlatsaydım değneği ile beni döverdi
Ez Zehebi, Tezkiretul Huffaz

Ebu Hureyre’nin şu ifadesi Müslim’de geçer:
 Ömer ölünceye kadar ‘Allah’ın Resulu buyurdu’ diyemezdik.
Müslim, 1. cilt

Müslim’i eğer görebilseydik kendisine şöyle sorardık: Ey Müslim, sen Sahihi Müslim diye tüm hadislerinin doğru olduğunu iddia ettiğin bir kitap yazdın, cerh ve tadille kitabında hadis nakledenleri incelediğini söyledin. Ebu Hureyre’yi kendin de görmemene rağmen, onu gören ve halife olan Hz. Ömer’in onu yalancılıkla ithamını, Ebu Hureyre’nin -en azından- şüpheli bir şahıs olması için neden yeterli görmedin? Demek ki senin “sahih” dediğin hadisler, bu kadar sağlam temellere dayanıyor. Ne yazık ki Müslim de “tüm sahabenin yıldızlar gibi olup, hangisine olursa olsun uyulabileceği” şeklindeki asılsız inanca kanmış. Ya da Ebu Hureyre ve diğerlerine gerçekten de sıkı ölçüler uygulansa, elinde hiçbir hadis kalmayacağını gördüğü için ve de özellikle Ebu Hureyre’den hatırı sayılır derecede çok hadis nakledildiği için bu açık gerçekleri görmezlikten gelmiş. Ebu Hureyre’yi yalancılıkla suçlayan bir tek Hz. Ömer değildi. Hz. Aişe’nin de onu defalarca yalancılıkla suçladığını; Ebu Hureyre’ye sahip çıkan hadis kitaplarında bile görebiliriz. Hz. Aişe, Ebu Hureyre’ye:
Sen Peygamber’den duymadığım hadisler rivayet ediyorsun” dediğinde ona edepsizce bir cevap verir: “Ayna ve sürme seni Peygamber’le ilgilenmekten uzak tuttu
Zehebi, Siyeru Alemin Nubela 2. cilt

Hz. Ali ise şöyle söylemiştir:
Yaşayanlar arasında Allah Resulu’na en fazla yalan isnad eden Ebu Hureyre’dir
İbni Ebul Hadid, Şerhu Nehcul Belağa, 1. cilt

Yine Hz. Ali onun “Sevgili dostum bana haber verdi ki” diye Peygamber’den bahsettiğini duyunca: “Peygamber ne zaman senin sevgili dostun oldu?” diye sormuştur.

İbn Mesud gibi meşhur bir sahabe ise onun “Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest alsın” sözünü kabul etmeyerek hakkında ağır sözler söylemiş ve sonra şöyle demiştir: “Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete (pisliğe) bulaşmazsınız”


ATIN KANDIRILMASI, HZ. ÖMER’İN DAYAĞINDAN DAHA MI ÖNEMLİ?


Hadisçilerin, hadis nakledilen kişilerin doğruluğunu tespit etmek hususunda ne kadar titiz oldukları şu hikayeyle ispatlanmaya çalışılmıştır: “Meşhur bir hadisçi, kendisinden hadis naklettiği bir kişiyi görmek için onun bulunduğu yere seyahat eder. O yere vardığında, bu kişinin atına yiyecek verecekmiş gibi yapıp atı çağırdığını ve sonunda ata yiyecek vermediğini görür. Bunun üzerine ‘Atı kandıran insanları da kandırabilir’ diye, onun naklettiği hadisi almaz.” Bu hikayeyi dinleyen bizlerin; “Aman hadisçiler ne titizmiş” deyip, onların yalancı hiç kimseden söz almadıklarını, böylece naklettikleri hadislerin ne kadar güvenilir olduğunu görmemiz umulmaktadır.

Yüzbinlerce hadisten hadislerini seçtiğini söyleyenlerin; “bu şundan, şu ondan, o öbüründen” şeklinde göndermeler yaptıkları hadis nakilcilerinin önemli kısmı, hadis kitapları toplandığında vefat etmişti. Geri kalanların çoğu ise İslam coğrafyasının dört bir yanına dağılmıştı. Bunların hepsini ziyaret etmek ve doğru sözlü olduklarını tespit etmek, özellikle o dönemin ulaşım şartları düşünüldüğünde, mümkün değildir. Ziyaret mümkün olsaydı bile, bu kısa ziyaretler bir insanın ne kadar doğru sözlü olduğunu tespit için elbette ki yetersizdi. Herhalde her hadisçi, atını kandıran bir hadis nakilcisini tespit edecek kadar şanslı değildi!

Bizim örneğimiz olan Ebu Hureyre’ye gelecek olursak; atını kandıran hadis nakilcisini kabul etmemekle bir “titizlik gösterisi” sunan hadisçiler, Hz. Ömer ve Hz. Ali gibi iki halifenin yalancılıkla itham ve dayaklarına, Peygamber’in hanımı Hz. Aişe’nin bu şahsın izahlarını reddine rağmen nasıl kendisini güvenilir kabul etmişlerdir? Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Aişe’nin bu tavırları; atın kandırılmasından daha mı az önemliydi?

Hz. Ömer’in, Ebu Hureyre’yi atadığı valilikten hırsızlıkları nedeniyle geri çağırttığı anlatılır. Hz. Ömer, Ebu Hureyre’ye hitaben şöyle der:
Seni Bahreyn’e vali yaptığımda ayağında bir çift ayakkabı yoktu. Sonra duydum ki sen 1000 dinara, 600 dinara atlar satın almışsın. Sen Bahreyn’in en ücra köşesinden, insanlar vergilerini, Allah ve Müslümanlar için değil de senin için versinler diye mi geldin?
Zehebi, Siyer

Ebu Hureyre’nin bizzat kendisinin aktardığı bir hadiste ise Hz. Ömer ona şöyle demiştir:
Ey Allah’ın ve Kitabı’nın düşmanı! Allah’ın malını çaldın değil mi? Yoksa senin on bin dinarın nereden olacak?
İbni Sa’d, Tabakat, 4. cilt

Ne yazık ki Ebu Hureyre, Hz. Ömer’in kendisine çıkışmalarını böyle anlatır ama hadisçiler Hz. Ömer’in bu çıkışlarına rağmen, Ebu Hureyre’yi birinci dereceden güvenilir şahıs kabul edip, en çok hadisi ondan nakletmişlerdir. Bir de cerh ve tadil kriterleriyle, güvenilmeyen hiçbir kimseden hadis nakletmediklerini iddia etmişlerdir. Hz. Ömer’in “Allah’ın ve Kitabı’nın düşmanı” ilan ettiği şahsı, “en güvenilirler” arasında kabul eden hadisçilerin, cerh ve tadil uygulamalarının ne kadar güvenilmez olduğu görülmektedir.


EMEVİLER EBU HUREYRE’NİN ALTIN ÇAĞIYDI


Hz. Ömer’in ve Hz. Ali’nin öldürülmelerinden sonra Emeviler dönemi, Ebu Hureyre’nin altın çağı olmuştur. Emeviler Ebu Hureyre’ye el Akik’te bir köşk inşa edip arazi vermişlerdir. Muaviye dönemindeki bu ikramlara karşılık İbni Kesir’in “El Bidaye Ve’n Nihaye” eserindeki şu hadisler, Ebu Hureyre’nin nasıl karşılık verdiğini göstermektedir:
Ebu Hureyre rivayet eder ki: “Allah’ın Resulu Muaviye’ye bir ok verdi ve şöyle dedi: ‘Bu oku al ve cennette beni onunla karşıla’
İbni Kesir, El Bidaye Ve’n Nihaye

Ebu Hureyre’den yine şu hadis rivayet edilmiştir:
Allah’ın Resulu şunu derken duydum: ‘Allah, vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muaviye’
İbni Kesir, El Bidaye Ve’n Nihaye

Tüm bu delillere rağmen “her sahabe doğrudur” yanlış inancının hadisçileri sürüklediği durum ortadadır. Ebu Hureyre kimdir ki Peygamber’in en yakınlarının bile nakletmediği en garip uydurmaları Peygamber’le az görüşmesine rağmen nakletmiştir. Örneğin şu garip hadis, Ebu Hureyre’den gelen mantıksız hadislerin yüzlercesinden biridir:

Ebu Hureyre, Peygamber’in kendisine şunu dediğini nakleder:
“Ölüm meleği Musa’ya gönderildi. Musa’nın yanına gelince, O ona vurdu. Melek Rabbinin yanına döndü ve şöyle dedi: ‘Beni ölmek istemeyen birisine gönderdin.’ Allah, Musa’nın kör ettiği meleğe gözlerini verdi ve şöyle dedi: ‘Git ve ona elini bir öküzün üzerine koymasını söyle. Elinin kapladığı yerdeki kıl sayısınca ona yıl olarak ömür verildi’ Melek: ‘Evet, Rabbim. Sonra ne olacak?’ Allah: ‘Sonra, ölüm’ dedi.”

Ne yazık ki Ebu Hureyre’yi kurtarma derdinde olanlar, bir yandan böyle bir mantıksızlığı İslam’a fatura edip zarar veriyorlar, diğer taraftan Ebu Hureyre’yi kurtarmak için -hadislerin en büyük kısmını o naklettiğinden aslında hadisleri kurtarmak için- Hz. Musa’yı Allah’ın takdirinden kaçan, meleğin gözüne tokat atıp kör eden bir insan olarak gösteriyorlar.

Ebu Hureyre’ye birçok sahabe (Peygamber’i gören Müslüman) muhalefet etmiştir. Örneğin Ebu Hureyre’nin:
Av ve çoban köpekleri dışındaki köpekleri öldürün” hadisine tarla köpeklerini de eklemesi üzerine İbni Ömer, Ebu Hureyre’nin tarlaları olduğu için böyle bir yalanı uydurduğunu söylemiştir.

Cemal Sait Aktaş, Hadis Kritiği Makalesi

Ebu Hureyre’den nakledilen hadislerin eleştirisi için bu kitabın hacmi bile yetersiz kalır. Ebu Hureyre’nin mezhepçi hadisçi din anlayışı için önemini, bu yapının en ateşli savunucularından ve ülkemizin en çok satan kitaplarından “Seadet-i Ebediyye: Tam İlmihal” kitabının yazarı Hüseyin Hilmi Işık şöyle anlatmaktadır: 
Ebu Hureyre’yi inkar eden şeriatın yarısını inkar eder, çünkü hükümlerin çıktığı hadislerin yarısını Ebu Hureyre nakletmiştir.
Bize göre itiraf, Hilmi Işık’a göre “şeriata sahip çıkma” olan bu söz, neden Ebu Hureyre’yi bir alt başlık yaptığımızı göstermeye yeterlidir. Allah’a şükür ki dinimiz tek başına yeterli olan Kuran’dadır ve Ebu Hureyre’nin de, başkalarının da hadislerine ihtiyacımız yoktur.


İSRAİLİYAT VE MEŞHUR UYDURUCULARI


Özellikle Yahudilik’ten İslam’a geçenler, Yahudilik’teki birçok hikayeyi, uydurmayı “hadis” adı altında İslam’a taşıdılar. Bunu İslam’ın saflığını bozmak için yaptıkları görüşü hakim olsa da, eski adetlerinden, eski dinlerindeki inançlardan kurtulamayıp, kendilerince katkı sağlamak veya dinimizi Yahudileştirmek gibi niyetlerle de yaptıkları düşünülebilir. İbni Haldun, Mukaddime adlı eserinde konuyla ilgili şu açıklamaları yapar:
Hadis nakil tefsirleri yanlış doğru, makbul merdud her şeyi içeriyordu. Bunun sebebi şuydu; Araplar ne kitap ne de ilim ehlindendiler. Onlara hakim olan yaşam tarzı bedevilik ve cahillikti. Yaratılışın esrarı, kainatın durumu, vb. konularda bir şey öğrenmek istediklerinde bunu kendilerinden önce Kitap verilenlere sorarlar ve bu konularda onlardan yararlanırlardı.
Bunların aralarında Kab el Ahbar, Vehb İbni Münebbih, Abdullah bin Selam vardı. Hadis nakilli tefsirler bu tür kişilerden yapılan nakillerle dolmuştur. Tefsirciler bu hususta gevşek davranmış ve tefsirlerini bunların nakilleriyle doldurmuşlardır.” İbni Haldun’un anlattıklarını, birçok tefsirde gözlemlemekteyiz.


KAB EL AHBAR’A DAYANDIRILAN DİN


Kab el Ahbar İsrailiyat’ı, Yahudi uydurmalarını dinimize en çok sokan kişidir. Peygamberimiz’in vefatından sonra Hz. Ebu Bekir veya Hz. Ömer dönemlerinden birinde İslam’a girdiği söylenir. İsrailiyat hakkındaki bilgisi ve bitmek tükenmek bilmeyen hikayeleri, onu, devrinde ilgi odağı haline getirmiştir. Peygamber’e iftira ederek söylenen hadislerin birinde
İsrailoğullarından hadis naklinde bulunun, bunda zarar yoktur
denir. Bu hadisi, Abdullah bin Amr’ın naklettiği söylenir. Tirmizi, Ebu Davud, Buhari bu hadise yer vermiştir. Birazdan göreceğimiz gibi Abdullah bin Amr, Kab el Ahbar’ın talebelerindendir. Uyduracakları binlerce İsrailiyat’tan önce bu hadisi uyduranlar, daha sonraki uydurmalarını buna bina etmişlerdir. Kab el Ahbar bunların en önde gelenidir. Kendisi yalnız hadis nakil etmekle kalmamış, daha evvel incelediğimiz Ebu Hureyre’ye, bunun yanında Abdullah bin Amr, İbni Ömer, İbni Abbas gibi şahıslara da ders vermiştir. Böylece uydurmaların yayılması için bu şahısları da kullanmıştır.
Ebu Hureyre’ye karşı çıkan Hz. Ömer, aynı tavrı Kab el Ahbar’a karşı da göstermiş ve onu sürgünle tehdit etmiştir. Hz. Ömer’in öldürülmesine kadar fikriyatını yaymakta güçlük çeken Kab, Hz. Ömer’in vefatıyla kısmen ferahlamıştır. Kab’ın tüm bu hareketlerini anlatan Mahmud Ebu Reyye, Kab’ın Hz. Ömer’in öldürülmesinde parmağı olduğunu söyleyerek şu izahları yapar:
Hz. Ömer’in bu dahi Yahudi’yi akıllıca ve ısrarlı bir şekilde izlemesi ve ileride de göreceğimiz üzere bir takım çirkin emellerinin farkına varmasına rağmen, sonunda o dehasının gücüyle Hz. Ömer’in uyanık ve iyi niyetli oluşuna galebe çalmış, gizli ve açık tuzağını kurmaya devam etmiştir. İş, Hz. Ömer’in katledilmesine kadar varmıştır. Elde varolan verilerin hepsi, bu olayın gizli bir cemiyetçe tertiplenmiş olduğunu göstermektedir. Büyük deha Kab’ın da üyelerinden biri olduğu bu cemiyetin başkanı Hürmüzandı. Malum olduğu üzere Hürmüzan Huzistan’ın kralıydı ve Medine’ye esir olarak getirilmişti. Hz. Ömer’i katletme görevi ise Ebu Lülüe’ye verilmişti.
Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması

Mahmud Ebu Reyye’nin, İbni Kesir’den alıntılarla anlattığı bu ihtimalin kesin olarak doğru olduğunu savunacak durumda değiliz. Fakat, Hz. Ömer’in hadisten men ettiği ve ihtimal dahi olsa Hz. Ömer’in ölümünde parmağı olan bir kişiden ve onun ders verdiği Ebu Hureyre ve diğer şahıslardan hadis nakli ne kadar sağlıklı olabilmiştir? Tüm bu şahıslardan İsrailiyatı ve diğer hadisleri nakil edenlerin, hadisleri güvenilir midir? Bu şahıslarda yanılan hadisçilerin, diğer şahıslarda yanılıp yanılmadıklarına nasıl karar verebiliriz? Apaçık Kuran dururken ve Kuran tek başına yeterliyken, hâlâ bu hadislerden medet ummak din adına yapılan bir zulüm değil midir?


KAB KAYNAKLI UYDURMALARA ÖRNEKLER


Bu sorulardan sonra Kab’a geri dönelim. Kab kaynaklı uydurmalar; dünyanın yaratılışı, ahiret manzaraları, Şam şehrinin önemi ve daha birçok konuda kendini göstermiştir:
Bir adam Kab ile karşılaştı. Kendisine selam vererek dua etti. Kab ona “Kimlerdensin?” diye sordu. Adam “Şamlılardanım” diye cevap verdi. O zaman Kab şöyle dedi “Belki de sen, Şamlıların arasından çıkacak ve hesap ile azaba uğratılmayacak yetmiş bin askerden birisin.”
İbni Asakir, Tarih-1
Kab dedi ki: “Allah yeryüzüne baktı ve şöyle dedi; ‘Senin bir bölümüne dokunacağım.’ Dağlar, O’na koşuştu. Kaya aşındı. Allah bu yüzden onlara teşekkür edip ayağını üzerlerine koydu.”
Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması
Hesap için diriltilme ve hesap, Beytul Makdis’ten olacaktır. Beytül Makdis’te gömülü olan azaba uğratılmayacaktır.
Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması

Kab’ın uydurduğu, tefsir ve diğer kitaplarına giren buna benzer uydurmaların bir kısmı kendisinden nakledilse de, talebeleri aracılığıyla nakledilenler, doğrudan kendisinden alınanlardan çoktur. 
Ebu Hureyre’ye destek veren Muaviye, Kab’a da destek vermiş ve ona kıssa anlatmasını emretmiştir.
İbni Hacer, İsabe


VEHB İBNİ MÜNEBBİH


Kab, İsrailiyat kaynaklı uydurmalarda bir numaradır, onun hemen ardından ise Vehb İbni Münebbih gelir. Kendisi birçok sahabeye atıfla hadis nakletmiş; Ebu Hureyre, İbni Ömer, İbni Abbas da kendisinden hadis nakletmişlerdir. Ahmed Emin şöyle der:
Sıret kitapları, en eski ve en güvenilir olanları da dahil hurafe ve İsrailiyat’tan arınmış değildir. Tam aksine bunların kronolojik sırada en önce gelenleri İsrailiyat’la en fazla doldurulmuş olanlarıdır. İlk ve en güvenilir kaynak sayılan İbni İshak’a bakalım. Bu zatın esas kaynaklarından biri de Yahudilikten İslam’a geçen Vehb İbni Münebbih’tir. İbni İshak’ın ayrıca Hıristiyan ve Mecusi kaynaklardan da büyük ölçüde yararlandığı bilinmektedir
Ahmed Emin, Duhaul İslam, 2. cilt

Ne yazık ki herkes, Ahmed Emin’in tahlil ettiği gibi Vehb’i tahlil edememiş ve bol hadis nakletmek uğruna, doğrudan veya dolaylı olarak aşağıdaki gibi uydurmaları Vehb’den nakletmişlerdir:
Arşı dört melek omuzları üzerinde taşırlar. Her birinin dört yüzü vardır: Öküz yüzü, aslan yüzü, kartal yüzü ve insan yüzü. Her birinin dört kanadı vardır. Bunların ikisi yüzünü kaplar ve arşa bakıp yanıvermesini engeller. Onun azameti gökleri ve yerleri kaplamıştır.
Malti, Kitab et Tenbih

Reşid Rıza, Kab ve Vehb ikilisinin dine zararlarını ve uydurmalarını şöyle anlatır:
İsrailiyat rivayet eden ve Müslümanları kandırıp aldatanların en şerlileri bu ikisidir. Yaratılış, Peygamberler, geçmiş ümmetler, fitneler, kıyamet ve ahiret meseleleriyle ilgili olarak tefsir ve tarih kitaplarında yer almayan hiçbir hurafe yoktur ki üzerinde bu ikisinin imzası olmasın. Bu kişilerin rivayetleri arasındaki Tevrat ve diğer semavi kitaplara dayandırdıklarını iddia ettikleri nakiller, bu kitaplarla çeliştiğinden dolayı, birçoklarının yalan oluşu hususunda kesin hükme vardık. Kuşkusuz önceki alimlerin bunların farkına varması mümkün değildi. Zira onlar Ehli Kitab’ın kitaplarına muttali olamamışlardır. Kuşkusuz bu iki Yahudi’nin rivayetlerinin çoğu İsrailiyat kaynaklı hurafeler olup, tefsir ve diğer sahalarda yazılmış kitapları bulandırmışlardır. Bunlar yüzünden İslam düşmanı mülhidler, İslam’ın da diğer dinler gibi hurafeler ve evham dini olduğunu iddia etmişlerdir.
Reşid Rıza, Mecelletül Menar


MESİHHİYAT VE MEŞHUR UYDURUCULARI


Dinimize sokulan uydurmaların kaynaklarından biri Yahudi kaynaklı İsrailiyat olduğu gibi, bir diğeri ise Hıristiyan kaynaklı Mesihhiyat’tır. Mesihhiyat kaynaklı uydurucuların en önemlileri Temim ed Dari ve İbni Cureyc’dir. Deccaliyet, şeytan, ölüm meleği, cesas, cennet ve cehenneme dair izahlar, Hz. İsa hakkında uydurmalar, Mesihhiyat’tan dinimize devşirilen en önemli uydurmaların başında gelir. Mesihhiyat kaynaklı uydurmalara aşağıdaki hadisleri örnek gösterebiliriz:
Allah Resulü halkı topladıktan sonra şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim ki sizi korkutmak veya bir şeye teşvik etmek için toplamadım. Sizi şunun için topladım. Temim ed Dari bir Hıristiyandı. Sonra gelip bana biat ederek Müslüman oldu ve bana şunu anlattı: O, iğrenç cüzzamlı otuz kişiyle bir deniz gemisine binmiş, yolda bir ay dalgalarla boğuştuktan sonra denizin ortasında bir adaya ulaşmışlar. Güneşin battığı yerde yer alan bu adaya girdiklerinde kendileri kıldan önü arkası ayırt edilemeyen bir hayvan karşılayıp şöyle demiş: ‘Ben Cesase’yim.’ Sonra onlara manastırdaki bir adamı görmelerini önermiş. Temim ve arkadaşları manastıra girdiklerinde yaratılışça daha önce hiç görmedikleri kadar iri ve topuklarından boynuna kadar her yeri demirle bağlı bir adam görmüşler. Adam, onların hikayesini ve Arap olduklarını öğrenince kendilerine birçok soru sormuş. Temim ve arkadaşları da onu cevaplıyorlarmış. Sonunda: ‘Bana ümmilerin Peygamber’inden haber verin ne yaptı?’ demiş. Bunlar da ‘Mekke’den çıkıp Medine’ye yerleşti’ demişler. O, ‘Araplar onunla savaştı mı?’ diye sorduğunda, ‘Evet’ demişler. O zaman o, ‘Peygamber onlara nasıl bir muamelede bulundu?’ diye sormuş. Bunlar da ‘Karşısında bulunan Arapları hezimete uğratarak, kendisine itaat etmelerini sağladı’ cevabını vermişler. O zaman demiş ki: ‘Size kendimden bahsedeyim, ben Mesih’im, bana izin verilme zamanı yaklaştı. Çıktığımda kırk günde yeryüzünü dolaşıp, Mekke ve Medine dışında kırk gece içinde uğramadık köy bırakmayacağım. O iki şehirse bana haram kılınmıştır. Onlardan birine girmek istediğimde elinde kılıç olan bir melek beni karşılar ve bana engel olur.” Bunları zikrettikten sonra Peygamberimiz, asasını minbere vurarak şöyle dedi: “İşte Medine, işte Medine, işte Medine.”
Müslim, Fiten 119; Ebu Davud, K. Melahim 15; İbni Mace, K Fiten 33

Bu hadis Müslim, Ebu Davud, İbni Mace gibi Sunni düşüncenin tartışılmaz ilan edilmiş eserlerinde yer almaktadır. Bu hadislere inananlar; bunları inkar edenleri “Peygamber düşmanı”, kabul edenleri ise “gerçek Müslüman” ilan ediyorlar. Diğer bir Mesihhiyat kaynaklı uydurma hadisi daha inceleyelim:
Şeytan her insanı doğarken yaralar. Ancak Meryem oğlu İsa’yı yaralayamamış, yaralamak için gittiğinde onun örtüsüne vurmuştur.
Buhari, K Bedul Halk; Hanbel

Yukarıdaki hadisle Hz. İsa yüceltilirken, Peygamberimiz’in de içinde olduğu diğer insanlar, “şeytan tarafından yaralanmış” ilan edilirler. Bu hadisten sonra Peygamberimiz’in, kalbindeki şeytanın darbesinden kurtulmak için melekler tarafından beş defa ameliyat edilip kalbindeki siyah pıhtının çıkarıldığına dair yakışıksız hadisler de nakledilmiştir. Kimin tarafından? “En doğru hadis kitabı” Buhari ile Hanbeli mezhebinin kurucusu Hanbel tarafından. Yine de ısrarla savunulan şudur: Hadisleri inkar eden Peygamberi inkar eder. “En doğru hadis kitabı” ise Buhari’dir. İşte “en doğru hadis kitabı”nın hadisi! İşte Kuran dışında başka hadis (söz) arayanların düştüğü durum!

Kurandaki Din . com 'dan alıntıdır.

«
Sonraki
Sonraki Kayıt
»
Önceki
Önceki Kayıt

Hiç yorum yok:

Eleştiri ve Düşüncelerinizi Paylaşın:

Chrome Pointer