Slider

UYDURULAN DİN VE KURANDAKİ DİN

KURANDAKİ DİN

UYDURULAN DİN

FAİZ VE KÖLECİ BANKALAR

ŞİRK AFFEDİLMEZ !

KALK VE UYAR

EVSİZLERE YARDIM

Din Hakkındaki Gerçekler



Kur’an’ın anlaşılması zor bir Kitap değildir, tamamlanmaya ihtiyacı yoktur.

11:1 Bu öyle bir kitaptır ki, Bilge ve her şeyden Haberdar biri tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış ve sonra da açıklanıp detaylanmıştır.

54:17 Kuran'ı mesaj için kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Kur’an’dan başka dini bir kaynak izlememiz gerekmez..

11:1 A.L.R. (Bu) öyle bir kitaptır ki, Bilge ve her şeyden Haberdar biri tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış ve sonra da açıklanıp detaylanmıştır.

11:2 Ki ALLAH'tan başkasına kulluk etmeyesiniz. Kuşkusuz ben, O'ndan size bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.

5:49 Aralarında ALLAH'ın indirdiği ile hüküm vermelisin. Onların keyfine uyma. ALLAH'ın sana indirdiklerinin bir kısmından sakın seni şaşırtmasınlar. Yüz çevirirlerse, demek ki ALLAH bazı günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. Gerçekten insanların çoğu yoldan çıkmıştır.

45:6 Bunlar, sana gerçek olarak okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah'tan ve ayetlerinden başka hangi hadise inanıyorlar?




Yaygın olarak bilinenin aksine Kur’an’da bildirilen haramların dışında; midye, karides vb. türü yiyecekler haram değildir.

6:145 De ki: "Bana vahyedilende, yiyen birisi için şunların dışında haram edilmiş bir madde bulamıyorum: Leş, akıtılmış kan, domuzun eti- ki pistir, Allah'tan başkasına sapıkça adanmış yiyecekler." Zorda kalan bir kimse, istekli olmaz ve sınırı aşmazsa kuşkusuz senin Rabbin Bağışlayandır, Rahimdir. (Bak 5:3)

Kur’an’a rağmen haramlar ve helallerin üretileceğinin haberini yine Kur’an veriyor...

6:119 Size ne oluyor ki, üzerinde Allah'ın ismi anılanlardan yemiyorsunuz? Halbuki zorunlu haller haricinde size yasaklananları detayıyla size açıklamış bulunuyor. Birçokları, bilgiye dayanmayan kişisel görüşleriyle halkı saptırıyor. Rabbin sınırı aşanları en iyi bilendir.


6:150 De ki: "ALLAH'ın şunu haram ettiğine tanıklık edecek tanıklarınızı getirin."Tanıklık ederlerse onlarla beraber tanıklık etme. Ayetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların keyfine uyma. Onlar, Rab'lerine başkalarını eş koşmaktadırlar.


Kur’an’da bildirilmeyen şeyleri bizim kişisel seçimimize bırakılmıştır...

5:101 İnananlar, açıklandığı vakit hoşunuza gitmeyecek şeyler hakkında sorular sormayın. Kuran'ın ışığında sorarsanız size açık olurlar. Allah özellikle onlardan söz etmedi. Allah Bağışlayandır, Yumuşaktır.

Sadece Kur’an’dan sorumluyuz... Allah bizden Kur’an’dan başka hiçbir şeye uymamazı istemiştir.

43:44 Bu, sana ve halkına bir mesajdır; ondan sorulacaksınız.

7:3 Rabbinizden size indirileni izleyin, ondan başka rehberlere tabi olmayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz!

Kur’an’a rağmen dine aykırı kaynaklar oluşturulacağının haberi veriliyor…

23:52 Sizin bu toplumunuz bir tek toplumdur. Ben sizin Rabbinizim beni sayin.

23.53. Fakat, onlar islerini çesitli kitaplara ayirdilar. Her grup kendi yaninda bulunandan hosnut...

Kur’an’ı terk eden ve dışlayanlar, diriliş günü Muhammed peygamberin şikayetine muhatap olacaklar...

25.30. Elçi de, "Rabbim, halkım Kuran'ı terketti," der.

Mezheplere bölünmek Rabbimiz’den bir cezadır… 

6.65. De ki: "Üstünüzden veya ayaklarınızın altından size bir azap göndermeğe yahut sizleri mezheplere bölüp birbirinizin kötülüğünü tattırmağa O'nun gücü yeter." Bak, anlasınlar diye ayetlerimizi nasıl da açıklıyoruz.

Kur’an  her tür düşünceyi dinlememizi emreder…

39.18. Onlar ki sözü (kavl) dinlerler ve en güzeline uyarlar. Onlar, Allah'ın yol gösterdiği kimselerdir. Onlar akıl sahipleridir

Diriliş günü kimsenin kimseye fayda vermeyecek.. 

82. 19. O gün kimsenin kimseye yardımı dokunmaz. O gün tüm kararlar yalnız Allah'a aittir.

İslam dini; namaz, hac, zekat gibi pratikleriyle birlikte İbrahim peygamberle başlamıştır…

21.72. Ona (ibrahim'e) ödül olarak İshak'ı ve Yakub'u verdik. Hepsini erdemli kıldık.

21.73. Biz onları, emrimize göre yol gösteren önderler kıldık. Onlara iyi işlerin nasıl yapılacağını, namazın nasıl gözetileceğini ve zekatın nasıl verileceğini vahyettik. Onlar bize kulluk edenlerdi.

Muhammed Peygamber, İbrahim Nebi'nin dininin takipçisidir...

16:123. Nitekim, İbrahim'in dinini bir monoteist olarak izlemen için sana vahyettik; o asla putperestlerden olmadı.

Tüm elçiler "lailaheillallah" ortak mesajını iletmişlerdir…

21.25. Senden önce bir elçi göndermedik ki kendisine, "Benden başka tanrı yoktur; sadece Bana kulluk ediniz," diye vahyetmiş olmayalım.

Hiçbir peygamber arasında ayırım yapmamalıyız...

2.136. "Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilenlere, Musa'ya, İsa'ya verilene ve tüm peygamberlere Rab'leri tarafından verilenlere inandık. Onların hiçbiri arasında ayırım yapmayız. Biz sadece O'na teslim olanlarız," deyiniz.

Peygamberlerin insan üstü özelliklerinin olmadığını bilmeliyiz... 

41.6. De ki, "Ben, sadece sizin gibi bir insanım. Bana, sizin tanrınızın bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. O'na yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin. Vay ortak koşanlara!"

Haccın birkaç güne sıkıştırılmadan, bir kaç ay içinde rahatça yapılabilineceğini biliyor muydunuz?

2.197. Hac, bilinen aylarda uygulanmalı.

Kur’an-ın  ölülere değil, dirilere okunması gerekir.

36.70.Dirileri uyarır ve inkarcıları açığa çıkarır. (Yasin suresi)

Kabir azabı yoktur.

36.52. "Vay halimize" derler, "Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın söz verdiği şeydi. Demek elçiler doğru söylemişti."

Kur’an’da erkek ve kadın tartışmasız eşittir.

3.195. Rab'leri onlara cevap verdi: "Ben, sizden hiçbir çalışanın yaptığını ödülsüz bırakmam, ister erkek olsun, ister kadın olsun; hepiniz eşitsiniz.

Kur’an’ın sadece savunma için savaşa izin verir:

22.39. Zulmedilerek kendilerine savaş açılanlara izin verilmiştir. Allah onları desteklemeye elbette kadirdir.

22.40. Onlar ki yalnızca, "Rabbimiz Allah'tır," dedikleri için haksız yere ülkelerinden çıkarıldılar.

Dinde zorlama yoktur.

2.256. Dinde zorlama yoktur. Artık doğruluk, sapıklıktan ayrılmıştır. Kim ki tağutu (despotları ve şeytani doktrinleri) inkar edip Allah'a inanırsa, kopmaz ve sağlam bir bağa yapışmıştır. Allah İşitir, Bilir.

İnancımıza saygı duyan Yahudi, Hrıstiyan, Zerdüş, Deist, Ateist, Agnostic, Panteist gb. toplumlarla barış içinde kalabiliriz.

60.8. Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz. Allah adaletli davrananları sever.
Altının, heykel gibi süsler haram değildir…

7.32. De ki: "Allah'ın, kendi kulları için yarattığı süsleri ve güzel rızıkları kim haram edebilir?" De ki: "Onlar dünya hayatında inananlar içindir, ahirette ise sadece onlar içindir." Bilen bir toplum için ayetlerimizi böyle detaylı açıklarız.

34.13.O ne dilerse onun için yaparlardı: Mihraplar, heykeller, derin havuzlar ve ağır kazanlar... Ey Davut ailesi, şükür göstergesi olarak çalışın. Kullarımdan pek azı şükredicidir.

Zekat, bilinenin aksine, senede bir ve 40’da bir oranında değil; hasat zamanı verilmelidir.

6.141. Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, zeytinleri ve narları benzer veya farklı yaratan O'dur. Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin ve hakkını da hasat gününde verin. Savurganlık yapmayın; O, savurganları sevmez.

25.67.Onlar verirken savurganlık ve cimrilik yapmaz, ikisi arasında dengeli harcarlar

Tevbe etmeden öldüğünde ALLAHın affetmediği tek günah şirktir. 

4.116. Allah kendisine ortak koşulmasını (ölünceye kadar sürdüğü taktirde) affetmez; bunun aşağısındaki günahları ise dilediği kişiye affeder. Kim Allah'a ortak koşarsa tamamen sapıtmış olur.

Zinanın cezasının vahşice taşlanarak öldürülme değil, 100 celdedir.

24.2.Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüz celde vurunuz. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onlara olan acıma duygunuz Allah'ın yasasını uygulamakta size engel olmamalı. İnananlardan bir grup onların cezalandırılma işlemine tanık olsun.





Aybaşı halinde kadınların isterlerse dini vecibelerini yerine getirebilirler; tek yasak aşağıda vurgulanmıştır.

2.222. Sana aybaşı halini sorarlar, De ki: "O bir rahatsızlıktır. Aybaşı halinde olan kadınlarla cinsel ilişkiye girmeyin ve ondan kurtuluncaya kadar onlara yaklaşmayın. Kurtuldukları zaman Allah'ın size uygun gördüğü yerden onlarla cinsel ilişkide bulunun. Allah yönelenleri sever, arınanları sever."

Cinler gaybı bilemezler…

4.14. Ölümüne hükmettiğimiz zaman, onlara onun ölmüş olduğunu, ancak değneğini yiyen bir yer yaratığı gösterdi. Yıkıldığı zaman cinler gerçeği farketti: Görülmeyeni bilselerdi o küçültücü zor işe devam etmezlerdi.

Kainatta Allah’tan başka hiçkimse gaybı bilemez

27.65. De ki, Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse geleceği bilemez. Ne zaman dirileceklerinin bile farkına varmazlar.

7. 188. De ki, Allah’ın dilediğinden başka ben kendime ne bir yarar ne de bir zarar veremem. Gaybı bilseydim mal varlığımı arttırırdım, bana kötülük de dokunmazdı. Ben ancak inanan bir topluma bir uyarıcı, bir müjdeciyim.

Bazı kimseleri evliya kabul edip, bu kişileri ALLAH’a yaklaşmak için vesile kılmak şirktir.

39.3.Kesinlikle, din sadece Allah'a aittir. O'nun dışındakileri evliya (dostlar) olarak edinenler, "Onlar bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsın diye biz onlara tapıyoruz." (derler). Ayrılığa düştükleri bu konuda onların arasında Allah karar verecektir. Allah kuşkusuz, yalancıları ve nankörleri doğru yola iletmez.

Sadece adı müslüman olanlar değil; Allah’a ve ahirete iman edip salih amel işleyen hiçkimse mahzun olmayacaktır.

2.62.  İnananlar, Yahudiler, Hıristiyanlar ve diğer dinlerden her kim: Allah’a ve ahirete inanır ve erdemli bir hayat sürdürürse onların ödülleri Rab’leri katındadır. Onlar için korku ve üzüntü yoktur
5.69. İnananlar, Yahudiler, diğer dinlerden olanlar ve Hıristiyanlardan kim Allah’a ve ahiret gününe inanır ve erdemli bir yaşam sürerse onlar için bir korku yoktur ve onlar üzülmeyecekler de..

Ahirette Allah’tan başka şefaatçi yoktur

6.51. Rablerinin huzuruna çıkacaklarının heyecanıyla dolanları onunla (Kur’an’la) uyar: ondan başka bir sahipleri ve şefaatçileri yok. Belki kornurlar.

6.70. Dinlerini oyun eğlenceye alanları ve dünya hayatına aldananları bırak. Sen bununla (Kuran'la) hatırlat ki, bir kişi kazandığının felaketli sonucunu çekmesin. Onun Allah'tan başka bir Sahibi ve şefaatçisi yoktur. Her türlü fidyeyi verse bile kendisinden kabul edilmez. Bunlar, kazandıklarından dolayı felaketli sonuca uğrayanlardır; inkarları yüzünden kaynar sudan bir içkiyi ve acı verici bir azabı hakketmişlerdir.

39.44. De ki, "Tüm şefaat Allah'a aittir." Göklerin ve yerin yönetimi O'na aittir. Sonra O'na döndürüleceksiniz.

Nebi “kitap almayan peygamberdir” bilgisi yanlıştır

6.89. İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve nebîlik verdiklerimizdir. Eğer şu halk, bunları inkar ederse, biz onları inkar etmeyecek bir toplumu yerlerine geçiririz.

19.30.(Çocuk:) "Ben Allah'ın bir kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebi kıldı," dedi.

29.27.O'na (İbrahim'e) İshak ve Yakub'u bağışladık. Soyuna nebilik ve kitap verdik. Ödülünü bu dünyada verdik ve ahirette de erdemlilerle birlikte olacaktır.

“Rasul size ne verdiyse onu alın” diye bağlamından koparılarak verilen ayet aslında ganimet bölüşümüyle ilgili yapılan itirazlara karşı indirilmiştir. 

59.7.Allah'ın o ülkelerin halklarından elçisine ganimet bıraktığı şeyler Allah'ın ve elçisinindir. Yani akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verilmelidir ki zenginlerinizin arasında tekelleşmesin. Elçinin size verdiğini alın; ancak onun size vermediğinden uzak durun. Allah'ı dinleyin. Allah'ın cezalandırması çetindir.

Boşanma üç kere “boş ol” denmesiyle gerçekleşmez. Bu bir süreç işidir.
2.225-232  

Allah’ın insanı hidayete erdirmesi insanın iyiliği (erdemi) tercih etmesine bağlıdır

8.23.Allah onlarda bir iyilik olduğunu görseydi, onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi bile yine yüz çevirerek dönerlerdi.

Allah kadını erkeğin kaburga kemiğinden değil; her ikisini de tek bir nefisten (özden) yaratmıştır

4.1.İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan, ikisinden pek çok erkek ve kadın üreten Rabbinizi dinleyin. Adına birbirinizden isteklerde bulunduğunuz Allah'a saygı gösterin; akrabalara da... Allah elbette sizi Gözetlemektedir.

Adem ile eşi cennetten kovulunca şu duayı ederek bağışlanmaışlardır:

7.23.Her ikisi: "Rabbimiz, kendimize zulmettik. Bizi bağışlamaz ve bize acımazsan kaybedenlerden oluruz," dediler.

“Günahı boynuma” demek ne derece doğru?

35:18 Kimse kimsenin günahını yüklenmez. Günahla yüklenmiş birisi yükünü taşımak üzere akrabalarını bile ça ğırsa onun yükünden hiçbir şey taşınmaz. Sen yalnızca, kendi başlarına iken Rab'lerini sayan ve namazı gözeten kişileri uyarabilirsin. Kim kendisini arındırırsa kendisi yararına arınmıştır. Dönüş ALLAH'adır.

29:12 İnkarcılar inananlara, "Yolumuza uyun; günahlarınızı biz yükleniriz,"dediler. Oysa onların günahlarından hiçbir şeyi yüklenecek değillerdir; yalancıdırlar. (Nahl 25'de kişiye yaptığından bir pay olduğu bildirilir)

İslam, bir özel isim değildir. Adem'den itibaren tüm elçiler ve inananlar, kendilerini tanımlamak için, islam ve müslüman kelimelerinin kendi dillerindeki karşılıklarını kullanmışlardır.

28:53 Kendilerine okunduğu zaman, "Ona inandık. Bu, Rabbimizden gelen gerçektir. Zaten ondan önce de müslümanlar (iyilik/barış sevenler) idik," derler.

Peygamberin her söylediği vahiy değildir.

9:43 “Allah seni affetsin; neden onlara izin verdin de beklemedin ki, doğru söyleyenler
sana açık-seçik belli olsun da yalancıları bilesin.”

66:1 “Ey peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah’ın sana helal kıldıklarını
niçin haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

“Allah ve Peygamberi” ifadesi iki farklı kaynağa işaret etmez.
6:19 “Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kuran bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı
herkesi uyarmam için vahiy olundu.”
6:114“Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir
hüküm koyucu mu arayayım?”
ALLAH DIŞINDA HİÇ KİMSE DİN ADINA HÜKÜM KOYAMAZ

12:40 “Hüküm yalnız Allah’ındır.” 

18:26 “O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.” 

İddia edilenin aksine, Kuran’a benzer bir kitap vahyedilmemiştir.

17:88 “De ki: Andolsun, bu Kuran'ın bir benzerini ortaya koymak üzere insan ve cin
toplulukları bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya
getiremezler."

En Güzel Hadis; Kuran’dır.

39:23“Allah, hadisin (sözün) en güzelini, birbirine benzer iç içe ikili mânalar ifade
eden bir Kitap halinde indirmiştir. …."

53:56-59“Bu da ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır. Yaklaşmakta olan yaklaştı. Onu
Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur. Şimdi siz bu hadise (söze) mi şaşıyorsunuz?”
“Onlar artık bundan sonra hangi hadise (söze) inanacaklar.” (77:50)

Kur’an, Rehberlik için Gerekli olan her şeyi içermektedir.

16:89“Sana bu Kitap'ı indirdik ki her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir
rahmet, Müslümanlar’a da bir müjde olsun.”

6:38 “…Biz Kitap'ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık…”

Kuran dışında, HÜKÜM içeren kitaplara uymamalıyız.

6:114 “Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir
hüküm koyucu mu arayayım?”

Ey Gizlenen, Kalk ve Uyar!






İnsanları, dinlerini yalnız Allah'a özgüleme ve O'na(cc.) hiçbirşeyi ortak koşmama konusunda uyarmak ve onları, Allah'ın "gerçek" diniyle tanıştırmak için; Uydurulan Din ve Kurandaki Din kitabının sesli halinin bulunduğu bir bağlantı içeren aşağıdaki broşürleri önlü-arkalı bastırıp keserek, toplu taşıma araçlarında, yolda "Sesli Kitap İster misiniz?" diyerek insanlara uzatıyoruz.




  



"Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." 3:104 , 4:95 , 22:78 , 9:20 , 9:38 (bkz.: cihad)







1 yılda/260 iş gününde, hergün 100 broşür dağıtarak, bir yılda 26,000 insana sorgulama/uyanma fırsatı verebilirsiniz !! =) Ve bir bu kadarına da kalkıp etrafını uyarma fırsatı verebilirsiniz ;) !


A4 Baskı / Ön Yüz - (Resmin Üzerine Tıklayın)

A4 Baskı / Arka Yüz - (Resmin Üzerine Tıklayın)

A3 Baskı / Ön Yüz - (Resmin Üzerine Tıklayın)

A3 Baskı / Arka Yüz - (Resmin Üzerine Tıklayın)

Facebook Etkinliğimize Arkadaşlarınızı Davet Etmek İçin Tıklayın


%19 KDV Alınsın, %1'i Evsizlere Harcansın

Maalesef sıcak evlerinde rahat içinde uyurken, soğuk kış rüzgarı ve yağmurunda evsizlerin tir tir titreyedurduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yolda kalmış evsizlerin durumunu basit, rutin eğlencelerimiz kadar umursamıyoruz.


Bu, fakirlerin çektiklerini bahane ederek tembelliğe sığınan bir komünitecinin yazısı değildir. Bu, mal edinme hakkına sahip, çalıştığını fakirle paylaşan özgür, barışsever bir tüccarın toplumunu paylaşmaya, Tanrı'nın kelimelerini uygulamaya davet eden yazısıdır.

59:7 ALLAH'ın o ülkelerin halklarından elçisine ganimet bıraktığı şeyler ALLAH'ın ve elçisinindir. Yani akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verilmelidir ki zenginlerinizin arasında tekelleşmesin. Elçinin size verdiğini alın; ancak onun size vermediğinden uzak durun. ALLAH'ı dinleyin. ALLAH'ın cezalandırması çetindir.

Mal edinme hakkına sahip olmayan topluluklar, alışveriş hakkına da sahip olmadıklarından ilerlemek şöyle dursun, SSCB gibi kısa vadede yıkılmaya mahkumdurlar.

Allah mal edinimine izin verir:

30:28 İşte size kendi içinizden bir örnek veriyor: Emriniz altındaki kimseleri, size verdiğimiz rızıklarda size eşit ortaklar olarak kabul eder misiniz? Birbirinizden çekindiğiniz gibi onlardan da çekinir misiniz? Aklını kullanan bir toplum için ayetleri b öyle detaylı açıklarız.

Allah, bizlere mal ve hizmet değişimini -ticareti/alışverişi- helal, verdiği borcu fazlasıyla geri almayı -faizi/köleciliği- ise haram kılmıştır.

2:275 Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların "Alım-satım tıpkı faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.

Teklifim basit:

Evsiz insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak ve onların hayatlarına destek olmak ve onların kalkınıp ilerlemelerini/hayata tutunmalarını sağlamak için KDV oranını % 1 artırarak % 19'a çıkarmaktır.

Hesaplamama rağmen % 1'lik toplumsal yardım + imam/müezzin/din tüccarı maaşlarıyla evsizlerimizin hayatları rahatlıkla desteklenebilir.

40/40 : Anlaşılan Dilde İbadet ve Son Sözler


bit.ly/anlasilan-dilde-ibadet-ve-son-sozler


BURAYA KADAR NE YAPTIK?


Kitabımızın buraya kadarki bölümlerinde, gerçek dinin ortaya çıkması için dinin kaynağının ne olduğunun belirlenmesi gerektiğini ortaya koyduk. Bu noktadan hareketle dinin kaynağının sırf Kuran olduğunu bizzat Kuran’ın kendisine başvurarak gösterdik. Yanlış anlaşılmalara meydan vermemek için bu yöntemin bir reform hareketi değil, dine yapılan ilaveleri temizleme ve Kuran’ın buyruğunu yerine getirme hareketi olduğunu belirttik. Sonra dinimize ilavelerin, başta hadisler kullanılarak yapıldığını tespit ettik ve hadislerin Peygamber’e yapılan iftiralarla dolu olduğunu, Peygamber’in Kuran dışı hadisleri dinselleştirmek gibi bir hedefinin olmadığını ve hadislerin birçok yönden dinin kaynağı olmaya layık olmadıklarını gördük. Daha sonra hadislerin hem Kuran’la, hem kendi aralarında, hem de mantıkla çeliştiklerini, dine ilaveler yaptıklarını; bu yüzden hadislerin Kuran’la beraber dinin kaynağı olmaya layık olmadıklarını anlayıp, sırf Kuran’ın dinin kaynağı olduğu fikrini zihnimize iyice oturttuk. Bu mantığı pekiştirmek için hadislerin niye uydurulduğunu, dört halifenin hadisleri yazdırtmadığını, en önemli hadis uydurucularının kimler olduğunu da inceledik. Daha sonra dinimizin dejenerasyonunun tarihi arka planını, Kuran’ın dininin ve uydurulan dinin neler olduğunu sergiledik. Dine en çok ilavenin, Kuran’da yer almayan konuları çözmeye kalkanlar tarafından şahsi çözümlerini dinselleştirmek yoluyla yapıldığını tespit ederek, kitap boyunca örneklediğimiz bu hatayı ayrı bir bölüm olarak bol örnekli bir şekilde işledik…

Bunlar gibi hedefimiz açısından önemli konuları irdeleyerek kitabımızın sonuna geldik. İbadetlerin anlaşılan dilde yapılmasının önemine binaen, kitabımızın bu bölümünde anlaşılan dilde ibadetin önemini bir kez daha vurgulayacağız.

Kuran’ın mucizevi yönünü ve güvenilirliğini diğer kitabımız “Kuran Hiç Tükenmeyen Mucize”de göstermeye çalıştık. Sahte dinin ortaya çıkması kadar dinin tek kaynağı olan Kuran’ın değerinin anlaşılması ve Kuran’a güvenin sağlanması da çok önemlidir. Böylece kişiler uydurma dini ellerinin tersiyle itip Kuran’a sımsıkı sarılacaklardır.





TÜRKÇE İBADET


Kuran’ın anlattığı İslam’ın yaşanması için yapılması gereken en temel faaliyet Kuran’ın, dini yaşayacak toplumun diline çevrilmesidir. Kuran Arapça inmiştir ve orijinali Arapça’dır. Fakat Kuran’a göre Arapça, kutsal bir dil değildir. Kuran, her kavme Peygamberler’in gönderildiğini ve bu Peygamberler’in kavimlerine kendi dillerinde mesajlar getirdiklerini söyler. Tevrat Hz. Musa’nın kavminin dilindedir, İncil de Hz. İsa’nın kavminin dilindedir. Hz. Lut’un vahiyleri kendi kavminin dilindedir, Hz. Nuh’unkiler de öyledir… Bu mesajları kutsal yapan Allah’tan indirilmiş olmalarıdır ve bu mesajların hiçbiri Arapça değildir. Allah’ın mesajı Arapça yazılabileceği gibi; Allah’a, dine karşıt sözler, putlara iltifatlar da Arapça yazılabilir. Arapça’yı Allah’ın özel dili, Cennet’in lisanı; Arapça harfleri Allah’ın özel harfleri, Cennet’in harfleri gibi gösteren mezhepçi zihniyete sahip kişiler, dinimizin kaynağı Kuran’ın, Arapça bilmeyenlerce anlaşılmasını engellemişlerdir. 41-Fussilet Suresi 44. ayetten Kuran’ın Arapça olmasının sebebinin, Kuran’ın ilk olarak Arap toplumuna hitap etmesi olduğunu anlıyoruz. Kuran, Allah’ın din gönderdiği her kavme kendi dilinde hitap etme adetinden dolayı Arapça’dır. Araplar’a dinlerinin yabancı dilde bildirilmesi saçma olduğu gibi, Türkler’e de anlayabildikleri dilleri dışında bildirimde bulunmak saçmadır. Türkler’e kendi dillerinde bildirim ancak Kuran’ın çevirisi ile mümkündür. Daha önceden Kuran çevirisinin okunmasına karşı mezhepçi çevrelerden gelen tepkilerin günümüzde oldukça azalmış olduğunu görmek sevindirici bir gelişmedir. Fakat uzun bir dönemde, mezhepçi zihniyeti benimseyenler tarafından, Arapça bilmeyen Müslümanlar’ın Kuran’ın çevirisini okumaktan mahrum edildikleri de unutulmamalıdır.

Kuran’da geçen kelimeler, kavramlar Kuran’da geçmeden önce de Araplar’ın kullandığı kelimeler, kavramlardı. Kuran’da, “Allah” denildiğinde neyin kastedildiği, “domuz” denildiğinde domuzun ne olduğu, “miras” denildiğinde mirasın ne olduğu, “vasiyet” denildiğinde vasiyetin ne olduğu biliniyordu. Kuran evvelden varolan kelimelerle geldi. Kuran’ı okuyan bir kimse bu apaçık gerçeği rahatça kavrar. Kutsal olan Arapça veya kelimeler değil; Allah’ın bu kelimelerle, kavramlarla oluşturduğu Kuran’dır.

Arapça’yı kutsallaştırıp, dinin anlaşılmadan yaşanmasına sebep olanların düştüğü komik durumun bir örneği şöyledir:

“Arap Bedevi kadınları ellerinde defler, yanık sesle türküler söylüyorlardı. Türkülerin konusu da deve etinin lezzetiydi. Bu etin kebabının, haşlamasının, kızartmasının ne kadar lezzetli olduğu yanık yanık, makam içinde anlatılıyordu. Töreni tertipleyen Osmanlı Teşkilatı Mahsusa Reisi Eşref Sencer Kuşçubaşı Bey bir de gördü ki, hazır ol vaziyetinde olan Anadolu’nun aslan yapılı Osmancık Taburu’nun erlerinden bazılarının Arapça deve eti kasidesini dinlerken gözyaşları şıpır şıpır damlıyordu. İyi Arapça bilen Eşref Bey şaşırdı, bir ere:

- ‘Oğlum ne ağlıyorsun?’ diye sordu. Hazır ol vaziyetindeki Mehmetçik durumu değiştirmeden cevap verdi:

- ‘Kumandanım bakınız ne güzel Kuran okuyor…’
Bu saf, pırıl pırıl yürekli Anadolu çocuğunun duyguları önünde gözleri dolan Eşref Bey dayanamıyor:

-’Oğlum o bedevi kadınları kendilerine dağıtılacak olan deve etinin lezzetini anlatan kasideyi makamla okuyorlar, sil gözyaşlarını…’” (Cemal Kutay, Türkçe İbadet, sayfa 61)


TÜM KAVİMLERİN DİLLERİNİN YARATICISI ALLAH’TIR


Gelin ayrı dilleri, ayrı ırkları nasıl değerlendireceğimizi Kuran’ın aydınlatıcı ayetlerine başvurup öğrenelim:


Göklerin ve yerin yaratılması ile dilleriniz ve renklerinizin başka oluşu O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda bilgi sahipleri için deliller vardır.
30-Rum Suresi 22


Eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı, ancak bu sizleri verdikleriyle sınaması içindir. Tümünüzün dönüşü Allah’adır.
5-Maide Suresi 48


Ey insanlar! Gerçekten biz sizi bir erkekten ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler yaptık. Allah açısından en üstün olanınız en çok sakınanınızdır.
49-Hucurat Suresi 13


Bu ayetleri örnek gösteren Cengiz Özakıncı şunları söyler: “Kuran’ı benimsemiş bir kişi kendi bildiği dilden başka bir dille, kendi soyundan başka bir soyla, kendi toplumundan başka bir toplumla, kendi yazısından başka bir yazıyla karşılaştığında bunları Tanrı’nın bir ürünü olarak görecek, bir üstünlük ya da aşağılık duygusuna kapılmayacak, bunları tanımaya, anlamaya, öğrenmeye girişecektir. Daha açığını söyleyelim: Kuran’a göre bir Müslüman Arap, Türkler’in ulus olarak varlığını, dilini, yazısını ancak bir inceleme, araştırma, öğrenme, yararlanma konusu edinebilir. Türkler’in ulus olarak varlığını ortadan kaldırmaya, ya da eritmeye girişmesi durumunda Tanrı katında suçlu olacaktır. Türkçe’yi at, Arapça’yı kullan, ya da kendi yazını at, Arap yazısını kullan diyemez. Öteki ulusları Araplaştırmaya yeltenemez. Eğer yeltenirse, bu girişimi Tanrı’nın buyruklarına aykırı olur. Geçmişte Tanrı’nın buyruklarını çiğneyen pek çok Müslüman Arap, Müslüman Türk çıkmış, Türkler’in dilini, yazısını Araplaştırmaya girişmiş ve bunu belli oranda başarmışlardır. Bundan 900 yıl önce kimi Arap, kimi Türk kandırıcı kişiler Tanrı ile Türkler’in arasına dilden bir engel koydular. Türkler’in Tanrı’ya Türkçe seslenmesinin Tanrı’yı kızdıracağını söyleyerek, Türkler’i bu yalana inandırdılar. Türkler Tanrı’nın yalnızca Arapça seslenişlere ilgi gösterdiğine kandırıldılar.” (Cengiz Özakıncı, Dil ve Din, sayfa 120, 156) Özakıncı’nın Türkçe için anlattıkları, elbette Müslüman tüm milletlerin dilleri için; Urduca, Farsça, Boşnakça, Kürtçe için de geçerlidir… Alıntıladığımız ayetlerden anlayacağımız gibi Arapça da, Türkçe de, İngilizce de, Fransızca da, Urduca da, tüm diller de Allah’ın isteğiyle oluşmuştur; tümü Allah’ın delilleridir. İnsanlar bu renkliliği yok etmeye değil, bu farklılıkların içinde kaynaşmaya, tanışmaya çalışmalıdırlar. Her dil bir güzelliktir. Hiçbir dilin özel bir kutsallığı yoktur. Allah’ın beğendiği bu çeşitliliği, uydurma kutsal etiketiyle yok edenler, Allah’ın kitabı Kuran ile çelişmektedirler.

Allah, meleklere Hz. Adem’in üstünlüğünü açıklarken, Hz. Adem’e isimleri öğretmesine ve Hz. Adem’in isimlerle tanımlamalar yapmasına dikkat çekmektedir. İsimlendirerek tanımlama, kelimelerle düşünme gibi dilin temel fonksiyonları, insanı üstün kılan özellikleridir. Hiç şüphesiz dilin bu tarz kullanımında, ne söylediğinin bilincinde olma unsuru vardır. Aklı işletme faaliyeti, kelimelerle isimlendirmenin sonucunda yapılan bir faaliyettir. Kullanılan akıl ise insan olmanın ayırt edici özelliğidir.

Kuran’ın herkesin anladığı dilde, tercümesinden okunmasının önemini ilahiyatçı Prof. Dr. Beyza Bilgin de şu sözleriyle vurgulamaktadır:

“Kuran’ın anlaşılması esastır ve vahiyler yoluyla tebliğ ve yol gösterme daima milletlerin konuştuğu dilde yapılmıştır. Öyleyse, milletin fertleri, Allah’ın Kitabı’nı anlamak, ondaki haber ve öğütlerden yararlanarak terbiye olmak, davranış geliştirmek için, onu yabancı dilde değil, konuştukları dilde ve anlayarak okuyacaklardır. Böyle bir okuyuş temin edilmedikçe, Kuran belli bir zümrenin, bir azınlığın elinde kaldıkça, ondaki ilahi amaca yönelik yöntem etkinliğinin ve anlam zenginliğinin meydana getirebileceği bütün gelişmelerden mahrum kalınacaktır. Kuran’ın vahyolunduğu dönemde, Arap edebiyatı çoğunluğun ilgilendiği, zevk alarak izlediği bir alandı. Kuran, şiirle nesrin birleştiği bir üslûpla, yeni konulardan söz ediyordu.


Kuran’ı dinletmeyin. Kuran okunduğunda gürültü yapın, belki bu yolla O’na galabe edebilirsiniz.
41-Fussilet 26


Anlamışlardı ki, Kuran dinlenir ve anlaşılırsa, onunla başa çıkamayacaklardır. Oysa geleneklerimizden gelen günümüzdeki okuyuşta, musiki ile okuyuştan etkilenmekten söz edilebilir ama o şiirli üslup kullanılarak verilmiş olan haber ve öğütlerden etkilenmekten söz edilemez. Kuran’ı inanarak, güvenerek, sevgi ile okuyan insanlar, onu okurken, onda anlatılanları, onu üslubu ile anlayarak okusalar, bilgilenseler ve etkilenseler, duyguları o yönde aksa, o yönde içerik kazansa, neler olabilir, kabiliyetli müminler onları nasıl kullanır, bir düşünülse! Güzel sanatların bütün dalları, şiir, roman, film, tiyatro, müzik, estetik, gazete, dergi, radyo, televizyon gibi güçlü araçlar, onları kullanan inançlı insanların belleklerinde yüksek fikirlerle seslense, sevgiyi, güzelliği, temizliği, merhameti, adaleti, barışı ve yardımlaşmayı ifadeye dökseler, ülkede ince bir ruh hali, bir yüksek terbiye, bir bilgiseverlik, bir aydınlanma meydana gelmez mi? Meydana gelen bu aydınlık dışa vurmaz mı?” (Beyza Bilgin, 1. Kuran Sempozyumu, sayfa 82)


OSMANLI DÖNEMİNDE KURAN’IN YERİ


Allah dinde akledilmesini, ince ince düşünülmesini, araştırılmasını, emirlerinin uygulanmasını, kitabının rehber edinilmesini ister. Kişiler Allah’ın kitabının manasını bilmeden üzerinde nasıl inceden inceye düşünebilirler? Sonuçta kişiler dini yaşamak için, dinle ilgili bilgileri anladıkları dilden duymak veya okumak zorundadırlar. Geleneksel, mezhepçi İslamcılar kendi din adamlarının veya ilmihal kitaplarının Türkçe anlatımlarında bir sakınca görmemişlerdir. Onlar da herkesin Arapça öğrenmesinin farz olduğunu savunmamışlardır. İlmihal kitaplarının, kendi öğretileri doğrultusunda yetişen müftülerin, imamların, şeyhlerin dini Türkçe olarak anlatmasını normal görenler; Kuran’ın Türkçe’ye çevrilmesine karşı çıkmışlardır. Amaç kişi ile Allah arasına din adamlarının sokulması ve mezhep izahlarıyla yetişmiş din adamlarının ve mezheplerin izahlarının “din” diye sorgulamasız yutturulmasıdır. Oysa dinin tek kaynağı olan Kuran’ın çevirisi elde olunca, kişilerin Allah’ın dini ile uydurulan dini ayırt etmeleri mümkün olabilmektedir.

Kuran’ın çevrilmesi teşebbüslerine karşı mezhepçi, gelenekçi grupların önemli bir kısmının direnmiş olmasının altındaki temel neden budur. Bunlar, dinin mezheplerin tekelinden çıkmasına ve uydurmaların sorgulanmasına tahammül edememektedirler. Kuran’ın anlattığı İslam’ın, Osmanlı tarihinde doğru dürüst ortaya çıkmamasının, Osmanlı’nın bilemediğimiz bir yerinde bu şekilde fikirler ifade edilmişse bile kökleşip yerleşmemesinin altındaki temel sebeplerin; mevcut sistemin baskısı ile beraber, bu çeviri yasağı olduğu kanaatindeyiz. Çevrilemeyen, Arapça’sının bile matbaada basılmasına izin verilmeyen Kuran’ın ismi vardı ama kendisi ortada yoktu. “Çok şanlı” diye nitelenen atalarımız ne yazık ki Kuran’ı çevirttirmediler, insanlara anladıkları dilde okutturmadılar. Yıllarca “günah” dedikleri matbaanın “günah” olduğu iddiasından vazgeçtiklerinde bile Kuran’ın matbaada basılmasının “günah” olduğu iddiası devam etti. Hattatların el yazısı ile çoğalttığı, sadece bazı evlerde bulunan Kuran ise bulunduğu evlerde de bohçalar içinde saklandı. Bohçalar açılıp okunduğunda ise manası için değil, melodisi için okundu. Halk hiçbir konunun çözümü için Kuran’a doğrudan müracaat edemedi. Şeyhülislamlar, şeyhler, imamlar halka dini öğretti. Onlarsa dini Sunnilik ile eşitleyen bir sistemin parçasıydılar ve Sunniliğin halifesi olan padişaha itaatli kişilerdi.

Kuran tercüme edilemez iddiası yanlıştır. Kuran “Allah birdir” diyor, tercüme ediyoruz; “Allah bağışlayıcıdır” diyor, tercüme ediyoruz; “Kuran her şeyi açıklar” diyor, tercüme ediyoruz; “Hz. Musa’ya Tevrat verildi” diyor, tercüme ediyoruz; “Kan içilmez, domuz yenilmez” diyor, tercüme ediyoruz. Bunların hangisi anlaşılmıyor?

Çeviride ortaya çıkan bazı zorluklar, Arapça’dan Türkçe’ye çevirinin zorluklarından ziyade, kavramın Arapça’sının neyi ifade ettiğinin tartışmasından ortaya çıkmaktadır. Bu da bir çeviri sorunu değil, anlaşılma sorunudur. Araplar da bu sorunu Türkler kadar yaşarlar. Kuran’da anlatılan Yahudiler’in dinlerindeki kelimelerin yerlerini, manalarını kaydırma eğilimi, dinimizde de yaşanmıştır. Bunun da baş sorumlusu dini uydurma izahlarıyla bozmaya kalkan zihniyetin, Kuran’ın kelimelerinin manasını kaydırarak Kuran’ı kendi arzularına uydurma çabalarıdır. Kuran’da aynı kelimenin farklı yerlerdeki kullanımı gibi noktaların irdelenmesiyle, kısaca Kuran’a bütüncül bir yaklaşımla çözülebilen bu sorun, istisnai bazı yerlerde ortaya çıkar ve bahsettiğimiz şekilde titiz bir incelemeyle çözülebilir.

Anlamadığımız dilde ibadet etmek birçok açıdan hatalıdır. Cengiz Özakıncı bu sakıncalardan bir kısmını şöyle açıklamaktadır: “…Eğer Türkçe söylenirse Tanrı bu yakarıları işleme koymaz, kesin sonuç almak istiyorsanız, bu duaları Arapça yazın, söyleyin denilerek öğretilmektedir. Oysa bir Türk bu yakarıları Arapça’yı gereği gibi seslendirerek yapamaz. Arap dilinde öyle sesler vardır ki, bunlara boğaz sesleri denir, ancak Arap olanlar söyleyebilirler. İçinde böylesi Türk gırtlağına yabancı sesler olan Arapça sözcükleri bir Türk söylemeye kalkıştığında, o sesi çıkartamayacağı için, onu andıran başka bir ses çıkarır. Bu durumda Arapça sözcüğün anlamı da değişir. Tıpkı “sevmek” ve “sövmek” sözcüklerinde olduğu gibi, Arapça’da da küçük bir ses değişimi anlamı tersine dönüştürebilmektedir, çünkü bütün dillerde olduğu gibi Arapça’da da böylesi yakın sesli, ters anlamlı sözcükler vardır. Bir Arap Türkçe konuşurken nasıl “sev” diyeceği yerde “söv” diyebilirse, bunun gibi bir Türk de Tanrı’ya Arapça sesleneyim derken “fağfirlene (bizi bağışla, koru)” diyeceği yerde “fakfirlene (bizimle ilişkini kes, bize boşver)” diyebilir. Çünkü Arapça’da bulunan “ğ” sesi çok özel bir sestir. Türk dilinde bu ses yoktur. Bir Türk özel bir eğitim almadıkça bu iki sözcüğün söylenişini birbirine karıştıracaktır. Görüleceği üzere Türk’ün Tanrı’ya kendi diliyle değil de seslendirmeyi beceremeyeceği Arapça sözcüklerle yakarması, her açıdan yanlıştır.” (Cengiz Özakıncı, Dil ve Din, sayfa 118)


SARHOŞVARİ NAMAZ


Kuran’da geçen Kuran’ı rehber edinmemiz, Kuran’ın üzerine düşünmemiz, ancak anlayacağımız dilde Kuran’ı okumamızla mümkündür. Namazda da gerçek manada Allah’a yönelmemiz ancak anladığımız dilde ne söylediğimizi bilerek namaz kılmamızla mümkündür. Namazı anlamadıkları kelimelerin tekrarıyla kılanlar, namazı bitirdikten sonra bir an dursunlar ve kendilerine Allah’a ne kadar yönelebildiklerini sorsunlar. Allah’ın istediği şekilde aklı işletmek, Allah’ın delilleri üzerinde düşünmek, Allah’tan günahlara bağışlanma dilemek, ancak kişinin ne söylediğinin bilincinde olmasıyla mümkündür. Allah savaşta ve korku zamanında bile namaz kılmamızı özel tedbirlere bağlayıp emreder. Kuran’a göre kişilerin namaz kılmamaları gereken tek durum vardır; o da kişinin ne söylediğinin farkında olmayacak şekilde sarhoş olduğu durumdur. Ne söylediğinin farkına varacak şekle gelen içkili kişinin bile Kuran’a göre namaz kılması gerekir (Bakınız: 4-Nisa Suresi 43).

Ne yazıktır ki ülkemizde “dinci gazete” diye bilinen bazı gazeteler, Kuran’ın anlaşılmasının gereksizliğinin baş savunucularıdır. Örneğin bir gazetenin “Bir Bilen” köşesinde şu izahlar yazılmıştır: “Hiç kimseye Kuran tercümelerini tavsiye etmiyoruz… Kuran tercümesi okumak fayda yerine zarar verir… Herkesin Kuran’ı anlamasını tavsiye etmek büyük sapıklıktır… Kuran’ı hiç okumayıp sırf hayır ve bereket için evinde saklamak caiz ve sevaptır… Anlamadan Kuran okunmaz diyenler büyük sapıktır.” Bu yüksek tirajlı gazetenin iddiaları hiç de şaşırtıcı değildir. Zaten Kuran’ın yüzyıllarca Türkçe’ye çevrilmesini engelleyen hep bu kafadır. Kuran’ın anlaşılması için çaba sarfedilmesi Allah’ın emridir. Öyle ki Kuran’ın sırf anlamamız için kolaylaştırıldığı Kuran’da geçmektedir. Kuran’ı herkesin anlamasını tavsiye edenlere “sapık” diyenler, başta Kuran’da bunun söylendiğinden nasıl habersiz oluyorlar? Mezheplerinin hatırı için Kuran ile çelişen kafa kendisine “Bir Bilen” adını takmış. Bileni buysa, bilmeyeni nasıldır acaba! Böyle bilenler oldukça, Müslümanlar’ın kendi dışında düşmanlar aramasına hiç gerek yok, kendisini “bilen Müslümanlar” ilan edenlerin zihniyeti dine zaten en büyük zararı vermektedir.

Arapça’yı öğrenenlerin Kuran’ı vahyedildiği dilde okumaları elbette güzeldir. Fakat Müslüman toplumların büyük kısmını oluşturan Endonezyalı, Türk, Hintli, İranlı gibi topluluklardan Arapça’yı gereğince öğrenecek olanların ufak bir yüzdeyi geçemeyeceği realitesi ortadadır. Arapça bilmeyen Müslümanlar’ı Arapça ibadet etmeye zorlamak, Allah’ın bizden manasını anlamadığımız ibadetler istediğini iddia etmek Arapça’yı kutsallaştırmanın, dini mantıksızlaştırmanın bir ürünüdür. Bildiğimiz dilde Allah’a daha bilinçli, daha güzel bir şekilde yönelebiliriz. Allah her dili bilmektedir.


SONUÇ OLARAK…


Kitabın tümü boyunca Kuran dışı kaynakların niye dinin kaynağı olamayacağını gösterdik. Anlattığımız, savunduğumuz metot çok açıktır: Kuran’ı elimize alıp, Kuran’ın dışında “din” diye ortaya sürülenlerin dinle bir ilişkisi olmadığını belirlemek. Israrla vurguladık ve yine vurguluyoruz; Kuran dine eşittir. Dinin % 100’ünü Kuran oluşturur. Her kim olursa olsun hiç kimsenin dine, yani Kuran’a bir ilave veya Kuran’dan bir eksiltme yapması kabul edilemez. Maksadımız dinin, yani Kuran’ın, onun sahibi olan Allah’ın tekeline girmesidir. Allah’ın tekelinde olana ortaklık etmeye kalkmak, biraz da olsa kendi fikrini, geleneğini, şahsi görüşünü dine sokuşturmak kabul edilemez. Allah’ın hüküm konusunda hiçbir ortağı yoktur. Kuran’a dönüş hareketi her şeyden önce Allah dışında hüküm koyucu bırakmama hareketidir.

Dini belirleme ve dini anlama gayretinde temel prensibimiz olan Kuran’ın dinin tek kaynağı kabul edilmesinin, fikri ve pratiği ile tüm dinin bu yönteme göre şekillenmesinin; dinimizi boğmuş olan karanlıkları dinimizin üstünden ve insanların zihninden kaldırmada temel şart olduğu kanaatindeyiz. Ayrıca Kuran’ın emri olan bu temel prensibi yerine getirmek, dinci yobazlar kadar popülist zihniyetlerin ve şahsi görüşünü dinselleştirmek isteyen menfaatçi zihniyetlerin de dini bozmasını önleyecektir. Kuran’da aldatıcıların insanları Allah’ı kullanarak aldattıkları söylenmektedir (Bakınız: 35-Fatır Suresi 5 ve 31-Lokman Suresi 33). Kısacası Allah adına, din adına yapılan konuşmalarda aldatılma ihtimalimizi hiç unutmamalı ve aldatılmamak için din adına söylenen her şeyi, dinin tek kaynağı olan Kuran’ın süzgecinden geçirmeliyiz.

Kuran kendi tabirleriyle detayları veren kitabımızdır, her şeyi açıklayıcıdır, rahmettir, müjdedir, ışıktır, anlamamız, uygulamamız için indirilmiş rehberimizdir. Elimizde Allah’ın böyle nitelendirdiği mucize kitabımız varken, niye başka dini kaynaklar arayalım? Kuran her yaramıza merhem, her derdimize şifa, zihnimize aydınlık, yolumuza rehber olacaktır. Yeter ki biz Kuran’ı, yalnız ve yalnız Kuran’ı rehber edinelim. Unutmayalım ki ahirette, Allah’ın vahyi olan Kuran’dan sorumlu tutulacağız:


43- Sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen dosdoğru yol üzerindesin. 
44- Ve şüphesiz O (Kuran) sana ve toplumuna bir hatırlatmadır. O’ndan sorumlu tutulacaksınız.
43-Zuhruf Suresi 43, 44


Kurandaki Din . com 'dan alıntıdır.

39/40 : Kuran'da Yer Almayan Konulardaki Tavır


bit.ly/kuranda-yer-almayan-konulardaki-tavir

Kitabımızın başından bu yana Kuran’ın her şeyi açıkladığını, gerekli her türlü detayı verdiğini görüyoruz. Yine kitabımızın başından bu yana sanki Kuran’ın açıklamaları yetersizmiş, Kuran din adına her konuyu kapsamazmış gibi Kuran’da yer almayan birçok hükmün Kuran dışı kaynaklarca dinselleştirildiğini ve dinde en büyük tahribatın böyle yapıldığını gördük. Kitabımızın bu bölümünde 20 tane örnek soruyu inceleyerek Kuran’da geçmeyen bir konuda soru sorulursa, bu sorunun cevabının nasıl verileceğini göstermeye çalışacağız.

Şu noktaya dikkatinizi çekmek istiyoruz. Her dini yasak kötüdür, yapılmaması gerekir. Fakat her kötü gördüğümüz şey dinen yasak değildir. Hırsızlık yapmak, Allah’a karşı nankörlük Kuran’da yasaklanmıştır; bu yüzden bunlar kötüdür ve bunları yapmamamız gerekir. Sigara içmenin, saçları mora boyatmanın da isabetli davranışlar olmadığı kanaatindeyiz. Fakat “Bunlar dinen sakıncalıdır, haramdır, mekruhtur” diyemeyiz. Beğenmediğimiz bu davranışları dini etiketle çirkin göstermeye çalışmamalıyız. Kendi öngörümüz isabetli bile olsa, kendi öngörümüzle vardığımız kanaatleri dinselleştiremeyiz. Bu fiilleri kötü, yapılmaması gereken fiiller olarak görebiliriz. Fakat bunları din adına yasaklamaya kalkarsak büyük bir hata yapmış oluruz. Her haram, her günah bize mesuliyet yükler ve ahirette hesap vermemizi gerektirir. Örneğin nankör kişi, hırsız kişi ahirette bu davranışlarından dolayı hesap vereceklerdir. Fakat sigara içmenin veya saçları mora boyatmanın dinen sakıncalı olduğunu ve ahirette cezası olduğunu iddia edemeyiz. Allah, rahmeti sebebiyle haramları, yasakları sınırlı tutmuştur. Yapılmaması iyi olacak birçok şeyi de haramlaştırmamış, yasaklamamıştır. Geleneksel-mezhepçi yaklaşımı benimseyenler ise Allah’ın rahmetinin bir sonucu olan bu uygulamayı anlamamış, dinimiz eksikmiş gibi Allah’ın dinine ilaveler yapmışlardır. Bu arada şunu da bilmeliyiz ki örnek verdiğimiz saçı mora boyatmayı ve sigara içmeyi dini etiketle kötü göstermek ne kadar hatalıysa, aynı şekilde “Dinde saçı mora boyatmak var” veya “Dinde sigara içmek var” gibi ters bir mantıkla dinin yasaklamadıklarını, dinin tavsiye ettikleri gibi göstermek de çok büyük ve çok tekrarlanan bir hatadır (21. bölümdeki kadın konusunun çok eşlilik ile ilgili kısmında da aynı mantığı örneklerle anlattık).


Ey iman edenler! Size açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirildiği zaman sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetmiştir. Allah bağışlayıcıdır, yumuşak davranandır.
5-Maide Suresi 101


Ayette görüldüğü gibi Kuran’da açıklanmayan her şey Allah’ın affettikleri kapsamındadır, her ne olursa olsun… Birçok davranışın dinen serbest olması sırf dinin bu davranış hakkında izah getirmemesindendir. Ayetin başından anlayacağımız gibi Allah birçok sorunun cevabını verseydi, Allah’ın o konudaki tavrı yasaklayıcı olabilirdi. Fakat Allah, eğer açıklama yapsaydı ilave hüküm getirebileceği bir konuda, açıklama yapmamasını, bizim o konudaki serbestiyetimiz için yeterli görmektedir. Bu yüzden Allah ayette “Allah onları affetmiştir” demektedir. Nihayet ayetin sonundan Allah’ın bu tavrının Allah’ın kullarına karşı bağışlayıcılığının ve yumuşak davranmasının sonucu olduğunu anlıyoruz. Bu yüzden defalarca tekrarlayarak diyoruz ki; her ne olursa olsun, her ne olursa olsun, her ne olursa olsun eğer Kuran’daki bir izahla temellendirilemiyorsa bu helal, haram, sünnet, farz, mekruh veya her ne olduğu iddia ediliyorsa bu şey din dışındadır, dini alanla hiçbir ilgisi yoktur. Kimse Allah’ın rahmetini sınırlamaya, Allah’ın Kuran’da kolay olduğunu söylediği dini zorlaştırmaya kalkmasın. Kimse kendi kafasındaki doğruların, bin yılı aşkın bir zaman diliminde, apayrı kültür ve çevrelerde yaşayan tüm insanlar için de doğru olduğunu iddia etmesin. Dine yapılan bu ilaveler ve yasaklar dini detaylara boğmuş, kişileri dinin özünden uzaklaştırmıştır. Namazda ayakların arasının kaç parmak olacağını, hangi ayakla hangi işe başlanacağını, sakalın boyunu ayarlamaya çalışanlar; teferruatla uğraşmaktan, Allah’ın asıl istediklerine yeterli dikkati yöneltememişlerdir. Şimdi 20 örneğimizi inceleyelim ve Kuran’da yer almayan konulardaki sorulara nasıl cevap verilebileceğini görelim:





20 ÖRNEK SORU VE CEVAPLARI


1. SORU: Kurban bayramında kurban kesmek gerekir mi? Bu ibadet vacip midir?

CEVAP: Kuran’da kurban bayramı diye bir bayramdan da, böyle bir bayramda kurban kesmekten de bahsedilmez. Kuran’da geçmeyen bir uygulama ne farz, ne vacip, ne de sünnet diye dinselleştirilebilir. Bu bayram Müslümanlar’ı kaynaştıran yapısıyla Kuran’ın koyduğu hedeflere hizmet etmektedir. Bu yüzden bu bayramlara sahip çıkılıp, bu geleneğin yaşatılması gerektiği kanaatindeyiz. Ama bunun, Kuran’ın/dinin evrensel bir hükmü olmadığını da bilmeliyiz.


2. SORU: Kravat takmanın hükmü nedir? Hıristiyanlar’a benzemek olduğu için günah olur mu?

CEVAP: Kuran’da ne erkeğe, ne kadına üniforma gibi bir kıyafet tarif edilmez. Demek ki kravat da, şapka da giyilir. Kuran’da Hıristiyanlar’a benzemek başlığıyla bir yasaklar listesi geçmez. Hıristiyanlar gibi yılbaşı kutlayan, hindi kesen, kravat takan, anneler günü kutlayanın bunları yapmasında dini hiçbir engel yoktur. Bunları yapmanın kendi geleneklerimiz ya da strateji açısından doğru veya yanlış olduğu ayrı konudur. Bunları uygulayanlar elbette “özenti” olmakla veya başka şekillerde eleştirilebilirler, onlar da kendilerince uygun cevabı verirler; fakat bunlar yapılırken, dine atıfla karşı tarafı “haram” işleyen veya “kafir” ilan etmenin Kurani bir dayanağı yoktur. Her fikrimizi dinsel kılıfa sokup başkalarını din-dışı gösterme hastalığından kurtulmamız önemli bir zarurettir. Hıristiyanlar gibi giyinmenin günah olduğunu söyleyenler, olmayan bir günahı uydururken kendileri, bazı Hıristiyanlar gibi; evliyalarını, din adamlarını aşırı bir şekilde yüceltmekte, böylelikle Hıristiyanlar’a benzemememiz gereken, Kuran’ın bizi uyardığı asıl konuda onlara benzemektedirler.

3. SORU: Gebe suyu ile abdest alınır mı?

CEVAP: Kuran abdest almak için yıkanmaktan bahseder. Yıkanmak ise normal su ile olur. Böyle mantıksız sorular soranlara ilgili abdest ayetini söylemek yeterlidir. Gerisini kendileri anlasınlar. Bazı insanlar anlamak yerine anlamamaya çalışmaktadırlar. Allah abdesti anlatmış, eğer su yoksa toprakla teyemmüm gibi bir detayı da vermiştir. Ne yazık ki örneğini verdiğimiz bu soru, sözde ciddi din kitaplarının açıklamaya çalıştığı bir sorudur.


4. SORU: Kuran’a göre meclis, başbakan ve cumhurbaşkanından oluşan bir sistem olabilir mi?

CEVAP: Kuran yönetim konusunda uzun detaylar vermez. Böylece kişilere zaman, şartlar, nüfus yoğunluğu ve diğer etkenlere uygun bir idare oluşturma şansı verilir. Kuran emanetin ehline verilmesi gibi, yönetimde danışılması gibi genel prensipler verir. Meclisli, başbakanlı, cumhurbaşkanlı sistem de, yarı başkanlık sistemi de, tam başkanlık sistemi de, daha başka sistemler de olabilir… Kuran yönetimle ilgili genel prensipler vermiş, her dönem ve şartta geçerli bir yönetim sistemi emretmemiş ve önermemiştir. Sonuçta bu konuda karar insanların tercihlerine kalmıştır. Fakat Müslümanlar açısından bu durumda farklı sistemleri benimseme olanağı olsa da Kuran’ın ortaya koyduğu “adalet” gibi ilkeleri sistem ne olursa olsun gözetmek dini bir zarurettir.


5. SORU: Namazda ellerim nasıl durmalı?

CEVAP: Kuran’da namazda eller şöyle dursun diye bir izah yoktur. Yani ister eller göbeğin üstünde bağlanır, ister yana sarkıtılır, ister havaya kaldırılır.


6. SORU: Küçük tuvaleti oturarak yapmak dinen daha mı makbul?

CEVAP: Kuran, tuvaleti nasıl yapmamız gerektiğini söylemez. Dileyen oturarak tuvaletini yapar. Dileyen ayakta yapar.


7. SORU: İpek gömlek giyilebilir mi?

CEVAP: Kuran’da erkeğin de, kadının da ipek gömlek giymesine engel hiçbir izah yoktur. İsteyen ipek gömlek de giyebilir, ipek pantolon da, ipek çorap da…


8. SORU: Kadınlar makyaj yapabilir mi?

CEVAP: Kuran’da kadının makyaj yapmasıyla ilgili hiçbir izah yoktur. Dileyen herkes makyaj yapabilir.


9. SORU: Sünnet olmak dini bir zorunluluk mudur?

CEVAP: Kuran’da sünnet olmak diye bir şey geçmez. Tevrat’ta sünnet olmak geçer. Allah dileseydi Kuran’da da sünnet olmamızı belirtir, bizim dinimizin de bir mecburiyeti yapabilirdi. Yani isteyen sünnet olur, isteyen olmaz. Dinimizde ne sünnet olun diye bir izah vardır, ne de olmayın diye. Geleneksel İslam’ın adetleri dinselleştirmesi ile sünnet dinselleşmiştir. Gerçi uydurmalarla dolu hadislerin içinde kadınların da sünnet olmasının gerekliliği vardır ama bu izah halka pek açıklanmamaktadır. Sünnet adeti öyle bir dinselleşmiştir ki, neredeyse bazılarınca, Allah’ın varlığına imandan sonra dinin ikinci şartı gibi algılanmıştır. Sağlığa yararlı olduğuna kanaat getiren sünnet olur, istemeyen olmaz. Sünnet dinimizin ne bir hükmüdür, ne de alameti farikasıdır.


10. SORU: Dövme yapılabilir mi?

CEVAP: Kuran’da dövme ile ilgili hiçbir izah geçmez. Eğer birisi dövmenin altına su geçmez, o zaman da boy abdesti olmaz izahını yaparsa, şunu bilmelidir ki dövme derinin üstünü kaplamaz, içine işler. Ayrıca Kuran’da gusül abdesti diye bahsedilen genel bir yıkanmadır. Kuran’da “Toplu iğne başı kadar kuru yer kalmayacak” şeklinde bir izah yoktur. O zaman minnacık bir tükenmez kalem çiziği olanın da gusül abdesti kabul olmaz. Kısacası Kuran’ın hiçbir izahından dövme yapmanın haram olduğu çıkmaz. Boy abdestine dinde olmayan detaylar ilave eden zihniyet dövmeyi de haramlaştırmıştır.


11. SORU: Hangi elle yemek yiyelim?

CEVAP: Kuran insanların hangi elle yemelerinin gerektiğini, hangisinin sevap olduğunu anlatmaz. Dileyen dilediği eliyle yemeğini yer.


12. SORU: Kadın erkek el sıkışabilir mi?

CEVAP: Kuran’da kadınla erkeğin el sıkışmaması gerektiğine dair hiçbir izah yoktur. Demek ki kadınla erkek el sıkışabilirler.


13. SORU: Mastürbasyon yapılabilir mi?

CEVAP: Kuran’da cinsellikle ilgili haramlar açıklanmıştır. Örneğin zina, homoseksüellik, lezbiyenlik haramdır. Mastürbasyon hakkında Kuran’da bir yasak geçmez. Demek ki dileyen erkekler de, kadınlar da mastürbasyon yapabilir. (Dini internet sitelerine yollanan sorulardan, bu konunun en çok merak edilen konulardan biri olduğunu anlıyoruz.)


14. SORU: Doğum kontrolü yapmanın dinen bir sakıncası var mı?

CEVAP: Kuran’da “Doğum kontrolü yapmayın” diye de, “Aileniz çok kalabalık olsun” diye de bir izah geçmez. Dileyen çok çocuk yapmaya çalışır, dileyen hiç çocuk yapmamak için önlemini alabilir.


15. SORU: Ölünün arkasından Kuran okunabilir mi?

CEVAP: Kuran her zaman okunabilir. Ölümlerden sonra da, doğumda da, herhangi bir toplantıda da Kuran okunabilir. Fakat ölünün arkasından 1, 7, 40, 52. geceler gibi; gözetilmesi zaruri farz olan geceler yoktur. Bu gecelerde Kuran okumak veya okutmak farz değildir. Fakat bu, Kuran okunamayacağı manasına gelmez. Ölünün anıldığı gecede Kuran okumak veya okutmak elbette ki güzel bir anmadır. Kuran’ın okunmasının iyi olmayacağı bir ortam olabilir mi? Yeter ki Kuran sırf Allah rızası için okunsun. Kuran’da olmayan merasimler farz gibi takdim edilmesin.


16. SORU: Kusmak orucu bozar mı?

CEVAP: Kuran’da orucun üç şeyden oluştuğunu görüyoruz; yememe, içmeme ve cinsel ilişkiye girmeme. Bu üçünü belli bir zaman diliminde yapmamakla oruç ibadeti gerçekleşir. Kuran’da “kusmama” diye dördüncü bir şart belirtilmediğine göre, kusmanın oruçla hiçbir alakası yoktur.


17. SORU: Erkekler sarı veya kırmızı renklerde elbise giyebilirler mi? Altın takabilirler mi?

CEVAP: Kuran’da erkeklerin giyimdeki renk tercihlerinin ne olması gerektiği veya takılarının nasıl olması gerektiği hususunda bir açıklama getirilmemiştir. Bu hususlar kişilerin şahsi tercihlerine bırakılmıştır.


18. SORU: Orucu hangi yiyecekle açmak daha sevaptır?

CEVAP: Kuran’da orucu açmanın makbul olduğu yiyecek diye bir şeyden bahsedilmez. Demek ki orucu açma noktasında helal her yiyecek eşittir.


19. SORU: Kadın kocasından habersiz kaç kilometre uzağa gidebilir?

CEVAP: Kuran bu konuda hiçbir izah, dini bir kısıtlama getirmez. Demek ki evli çiftler bu tarzdaki iç sorunlarını kendi içlerinde çözeceklerdir. Fakat bu sorunlarını çözerken kendi görüşlerini, Kuran’da olmayan uydurma izahlarla din adına temellendirmemelidirler.


20. SORU: Dinimizde kandil geceleri var mı?

CEVAP: Kuran’da “kutsal kandil geceleri” diye bir kavram geçmez. Kuran’da sadece Kadir gecesinin faziletine dikkat çekilir. Bunun dışında Kuran’da ne özel bir geceden bahsedilir, ne de bu özel gecelere has özel ibadetlerden. İsteyen Peygamberimiz’in doğum günü diye veya herhangi bir zafer günü diye bir günü elbette ki kutlayabilir. Bu kutlamalarda namaz kılınması, Kuran okunması da çok güzeldir. Fakat bu gecelerde falanca ibadeti yapanın tüm günahlarının af olacağı gibi uydurmalar tehlikelidir, çeşitli istismarlara yol açabilir.

Kurandaki Din . com 'dan alıntıdır.

38/40 : Dinde Olanların Listesi


bit.ly/dinde-olanlarin-listesi

Bundan bir önceki bölümde dine ilavelerin 200 örneğini gördük. Onlar dinde olmayanlardı. Peki dinde neler var? Kitabımızın bu bölümünde dinde olanlara 200 örnek vereceğiz. Kuran’da ne varsa din odur. Din eşittir Kuran.

Vereceğimiz 200 örnekle Kuran’dan nelerin anlaşıldığını göstermeye çalışacağız. Size tavsiyemiz iyi bir Kuran çevirisinden dinde neler olduğunu, Kuran okuyarak öğrenmeye çalışmanızdır. Bunu yaparken bir iki tane Kuran çevirisini karşılaştırmalı olarak okursanız daha da iyi olur. Eğer şüphelendiğiniz veya anlamadığınız bir bölüm olursa Kuran’ın Arapça orijinalinden baktırılması gerektiğini unutmayın. Piyasadaki Kuran çevirilerinin zamanla daha iyilerinin yapılacağına inanıyoruz. Ayrıca bu konuda, Kuran ayetlerini konularına göre ayıran kitaplardan da yararlanabilirsiniz. İnsan yorumları, gelenekler, uydurmalar atılınca ve Kuran tek kaynak kabul edilince gerçek din ortaya çıkacaktır.





BUNLAR KURAN’DA = DİN’DE VAR


  1. Allah’ın varlığı ve birliği
  2. Allah’a eşler koşmadan iman etmek
  3. Allah’ın merhameti, cömertliği ve affediciliği
  4. Allah’ı hem sevmek, hem de Allah’tan korkmak
  5. Allah’ın her şeyin yaratıcısı olduğu
  6. Allah’ın yaratılışı devam ettirmesi ve kontrol etmesi
  7. Allah’ın her şeyi görücü, bilici, işitici olduğu
  8. Allah’ın tüm eksikliklerden arınmış olduğu
  9. Allah’ın ezeli ve ebedi olduğu
  10. Allah’ın doğmadığı ve doğurulmadığı
  11. Allah’ın yüceliği ve ululuğu
  12. Övgülerin Allah için olması
  13. Allah’ın daima üstün ve galip olduğu
  14. Allah’ın rızık, şifa vermesi
  15. Allah’ın vaadinin doğruluğu
  16. Allah’ın yaşatan, öldüren, dirilten olması
  17. Allah’ın şaşırmadığı, unutmadığı
  18. Allah’ın en güzel isimlerin, sıfatların sahibi olması
  19. Allah’ın iman edenleri sevmesi
  20. Allah’ın en güzel şekilde, tüm detayları anlattığı
  21. Allah’ın dini oluşturan tek otorite olması
  22. Allah’ın kitabı Kuran’da dinle ilgili her şeyin açıklandığı
  23. Kuran’ın din adına rehberimiz ve gerekli hususların hatırlatıcısı olduğu
  24. Kuran’ı Allah’ın koruduğu
  25. Kuran’ın çelişkisiz bir kitap oluşu
  26. Kuran’ın eksiksiz oluşu
  27. Kuran’ın rahmet oluşu
  28. Kuran’ın doğru yola iletmesi
  29. Kuran’ın detaylı olduğu
  30. Kuran’ı ince ince düşünmenin gerekliliği
  31. Kuran okumak
  32. Allah’ı çok anmak
  33. Sırf Allah rızası için ibadet etmek
  34. Gerçek dostun bir tek Allah olması
  35. Allah’a sığınmak, Allah’a dua etmek
  36. Peygamberler’in tümüne iman etmek
  37. Peygamberimiz’i çok sevmek
  38. Peygamberimiz’in Kuran ile hüküm verdiği
  39. Peygamberimiz’in son Peygamber oluşu
  40. Peygamberimiz’in, Allah’ın vahyetmediği bir şeyi Allah’a isnat etmeyeceği
  41. Namaz kılmak ve namazda süreklilik
  42. Kıyam, rüku, secde etmek
  43. Kıbleye dönmek
  44. Namaz kılmak için abdest almak
  45. Cinsel ilişkiye girilmişse önce yıkanıp, sonra namaz kılmak
  46. Su bulamayanın toprakla teyemmüm etmesi
  47. Namazda huşunun önemi
  48. Namazın kötülüklerden alıkoyduğu
  49. Cuma (toplantı) namazı
  50. Namazı gösteriş amacıyla kılmamak
  51. Namazda Allah’ı anmak
  52. Namazdan sonra Allah’ı anmak
  53. Ramazan ayında oruç tutmak
  54. Orucu yeme, içme ve cinsel ilişki yasağının oluşturması
  55. Orucun başlangıç ve bitiş zamanları
  56. Oruç tutmaya güç yetiremeyenin ne yapması gerektiği
  57. Malları Allah rızası için sarf etmek
  58. Bu sarfiyatta malları yetime, yolda kalmışa, fakire, yakınlara vermek
  59. Verilenleri başa kakmamak
  60. Gönülden severek vermek
  61. Hacca gitmek
  62. Hacda Allah’ı anmak
  63. Hacda kirlerden arınmak, adakları yerine getirmek
  64. Haccı ve umreyi Allah için tamamlamak
  65. Hacda cinsel ilişki, kavga, sapkınlık yasağı
  66. Hacda ihramlıyken avlanmamak
  67. Hacda ihramlıyken avlanma yasağını çiğneyenin ne yapması gerektiği
  68. Uygun olanı emretmek
  69. Uygun olmayandan alıkoymak
  70. Allah rızası için mücadele etmek
  71. Gereğinde mücadeleyi hem malla, hem canla yapmak
  72. Kuran’ın rehberliğinde mücadele etmek
  73. Kınayanın kınamasından korkmamak
  74. Riba yasağı
  75. Tartıda, ölçüde hile yapmamak
  76. Adaletsizlik yapmamak
  77. İsraf etmemek
  78. Cimri olmamak
  79. Adam öldürmemek, adam öldürmenin cezası
  80. Hırsızlık yapmamak, hırsızlık yapanın cezası
  81. Fitne çıkarmamak, fitne çıkarmanın cezası
  82. Zina etmemek, zina edenin cezası
  83. Hanımlara zina iftirası etmemek, bunun cezası
  84. Lezbiyenlik, homoseksüellik yasağı, bunların cezası
  85. Büyünün kınanması
  86. Şeytandan Allah’a sığınmak
  87. Şeytanı dost edinmemek
  88. Şeytanın düşmanımız olduğu
  89. Şeytanın kuruntular, vesveseler vermesi
  90. Şeytandan korkmaya gerek olmadığı
  91. Yalnızca Allah’a yönelmek
  92. Duayı için için yalvararak yapmak
  93. Allah’tan bağışlanma dilemek
  94. Allah’tan ümidi kesmemek
  95. Günahlara hemen tövbe etmek
  96. Sabırlı olmak
  97. Sabırda yarışmak
  98. Bilgimizin olmadığı dini bir konuda tartışmamak
  99. Körü körüne, bilmediğimiz bir şeyin ardınca gitmemek
  100. Anlaşmalara uymak
  101. Yemini önemsemek
  102. Yemini bozmanın kefareti
  103. Yemini bozgunculuk unsuru olarak kullanmamak
  104. Yakınların aleyhine bile olsa adaletten şaşmamak
  105. Şahsi kin yüzünden adaletten sapmamak
  106. Hoşgörülü ve bağışlayıcı olmak
  107. Yetimlerin mallarını kendilerine vermek
  108. Yetimlere güzellikle davranmak
  109. Yetimleri itip kakmamak
  110. Dünya hayatına aldanmamak
  111. Mal, eşler, ticaret gibi helal unsurların da insanları dinin öngördüğü hayattan uzaklaştırmaması gerektiği
  112. Hayatın Allah rızası için yaşanması
  113. Allah’a karşı aczini bilmek
  114. Güç ve imkana değil, sadece Allah’a güvenip dayanmak
  115. Allah’ın ayetlerine gönülden boyun eğmek
  116. Allah istemeden hiçbir şeyin olmayacağını bilmek
  117. Münafıkların (ikiyüzlülerin) detaylı tarifi
  118. İnananlarla edilen alayların anlatımı
  119. İnananlara nefret duyanların anlatımı
  120. Fitnenin kınanması
  121. Kibrin kınanması
  122. Nankörlüğün kınanması
  123. Aklını çalıştırmayanın kınanması
  124. Aklını çalıştırmayanın pisliğe batacağı
  125. Doğruyu çoğunlukta aramanın hata olacağı
  126. Atalarını üzerinde bulduğuna inanmanın, gerçeği bulmada bir metot olamayacağı
  127. Aklı kullanmadan taklitçi olmanın hata olduğu
  128. Hamrın (sarhoşluk verici madde veya şarap) şeytan işi bir pislik olması
  129. Tapılmak için dikilen taşların şeytan işi bir pislik olması
  130. Fal oklarının şeytan işi birer pislik olması
  131. Kıyamete inanmak
  132. Kıyametin dehşetli manzarasının anlatımı
  133. Cennet’in varlığı
  134. Cennet’teki güzel nimetlerin tarifi
  135. Cehennem’in varlığı
  136. Cehennem’deki azabın tarifi
  137. Cennet ve Cehennem’in sonsuzluğu
  138. Cennet ve Cehennem’i göz önünde bulundurarak yaşamak
  139. Allah’ın rızasının Cennet’ten de önemli olması
  140. Bizi ilk defa Yaratan’a, yeniden yaratmanın çok kolay olması
  141. Allah’ın elçi göndermeden azap etmeyeceği
  142. Allah’ın kendisine ortak koşulmasını bağışlamayacağı, bunun dışında dilediği günahı dilediğine bağışlayacağı
  143. Cennetliklerin mutlu, Cehennemliklerin pişman olacağına dair anlatımlar
  144. Cennet’te yorgunluk, bıkkınlık olmayacağı
  145. Din adamı diye gözükenlerin bir kısmının insanların mallarını haksızlıkla yediğinin anlatımı
  146. Din adamlarının ve Peygamberlerin rableştirilmesiyle ilgili olumsuzluğa dikkat çekilmesi
  147. Hz. Musa’nın Peygamberliği ve ona Tevrat’ın verilmesi
  148. Hz. İsa’nın Peygamberliği ve ona İncil’in verilmesi
  149. Hz. Davud’un Peygamberliği ve ona Zebur’un verilmesi
  150. Kuran’da kendisinden bahsedilmeyen daha birçok Peygamber’in olduğu
  151. Hz. Adem ve onunla ilgili anlatımlar
  152. Hz. Nuh ve onunla ilgili anlatımlar
  153. Hz. İbrahim ve onunla ilgili anlatımlar
  154. Hz. Süleyman ve onunla ilgili anlatımlar
  155. Hz. Musa’nın Firavun’la olan mücadelesi
  156. Hz. İsa ve annesi Meryem’in kıssaları
  157. Hz. Yusuf’un kıssası ve rüyaları yorumlaması
  158. Hz. Yakup’tan bahsedilmesi
  159. Hz. İsmail ve Hz. İshak’tan bahsedilmesi
  160. Zülkarneyn’den, Lokman’dan anlatımlar
  161. Peygamberler’in karşılaştığı sıkıntılar
  162. Bu sıkıntılara rağmen Peygamberler’in mücadelesi
  163. Peygamber’in babası veya oğlu olmanın bile kimseyi kurtarmayacağı
  164. Peygamberler’i inkar eden kavimlerin dünyada da cezalandırılmaları
  165. Anne ve babaya iyi davranmak
  166. Allah’ın yarattıklarını incelemek, düşünmek
  167. Allah’ın gökteki ve yerdeki sanatlarını araştırmak ve incelemek
  168. Leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilenleri yememek
  169. Allah’ın helal ettiği rızıkları haram etmemek
  170. Günahın açığından da, gizlisinden de kaçınmak
  171. Allah’a yönelenlerle beraber olmak
  172. Parçalanıp ayrılmamak
  173. Allah’ın yolunda kurşunla kaynatılmış binalar gibi kaynaşmış olmak
  174. Saldırgan olmamak
  175. Saldırganlarla Allah yolunda çarpışmak
  176. Saldırana saldırdığı şekil ve ölçülerde saldırmak
  177. Güzel düşünüp güzel işler yapmak
  178. Emanetleri hak edene, becerikli kişilere vermek
  179. Yönetimde danışmayı esas almak
  180. Kendi kendini hesaba çekmek
  181. Selama aynıyla ya da daha güzeliyle karşılık vermek
  182. Sapkın kişilerden gelen haberi incelemeye tabi tutmak
  183. İman edenlerin arasındaki çekişmeleri gidermek
  184. İman edenlerin kardeşliği
  185. Dinde fırkalara (mezheplere) bölünmemek
  186. Dinde baskı, zorlama olmadığı
  187. Tanıklığı gizlememek
  188. Gevşememek, inananların üstün olduğunu bilmek
  189. Mal ve çocukların Allah’ı anmada engel olmaması
  190. Gerçek hayatın ahiret hayatı olması
  191. Anne rahminde geçirilen evrelere dikkat çekilmesi
  192. Matematiğe, her şeyde bir ölçü olduğuna dikkat çekilmesi
  193. Zamanın izafiliğinin anlatımı
  194. Uzayın genişlediğinin anlatımı
  195. Güneşin, dünyanın, ayın hareket ettiği
  196. İki ayrı suyun birleşmesine rağmen suların karışmaması
  197. Rüzgarların aşılayıcı özelliğinin belirtilmesi
  198. Yeryüzündeki çatlaklara (fay hatlarına) dikkat çekilmesi
  199. Göğün korunmuş bir tavan gibi olması
  200. Bu dünyanın sonunun geleceğinin ve o andaki bazı manzaraların anlatımı
Kurandaki Din . com 'dan alıntıdır.
Chrome Pointer